-->
ilaç tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilaç tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/23/2014

Yürümeyi güçleştiren, dengeyi bozan Vertigo hastalığına fizik tedavisi

    2/23/2014 03:24:00 ÖS   Yorum yok
fizik tedavisiYürümeyi güçleştiriyor hatta bazı hastalar yataktan bile çıkamıyor Bir çok nedeni var hastalığın adı Vertigo ve uzmanlara göre sadece ilaç tedavisi yeterli değil En yaygın Vertigo nedeni kulakta dengeyi sağlayan kristallerin yerinden oynaması uzun süre otomobil kullanmak ya da aynı pozisyonda oturmak da Vertigo'ya neden olabiliyor bu hastalık fizik tedavi ile tamamen tedavi edilebiliyor.

3/04/2013

Bilim insanları Aids hastası bebeği ilaçla tedavi etti

    3/04/2013 08:33:00 ÖS   Yorum yok

Atlanta'da düzenlenen Retrovirüsler ve Fırsatçı Enfeksiyonlar Konferansı'nda, AIDS virüsüyle dünyaya gelen bir bebeğin uygulanan erken tedavi sonrası iyileştiği bildirildi.


Baltimore'da bulunan Johns Hopkins Üniversitesi virologlarından Dr. Deborah Persaud, “Bu, HIV'in bebeklerde muhtemelen iyileştirilebilir olduğu konseptinin bir kanıtıdır” şeklinde konuştu.

Bir insanın, kan testlerinde virüs izine rastlanmadığı için ilaç kullanmadan hayatına devam etmesi ender rastlanan bir durum. Bilim insanları, erken anti virüs tedavisinin bebekte virüsün hücreler oluşturmasını engelleyerek iyileşmesini sağladığına inanıyor.

Virüs tedavisinin başarılı olduğu bir başka kişi ise “Berlinli hasta” olarak bilinen Timothy Ray Brown olmuştu. Kemik iliği naklini de içeren farklı bir tedavi gören Brown, iyileşmişti.

Bir yıldır ilaç kullanmıyor

Mississippili bebeğin tedavisinde ise HIV tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçların karışımından yararlanıldı.

Bebeğin doğum öncesi herhangi bir tedavi görmediği kaydedildi. Doktorlar doğumdan sonra 30 saat içinde, bebeği Jackson'daki Mississippi Üniversitesi Tıp Merkezi'ne nakletti ve burada üç farklı ilacın karışımını içeren bir tedavi uyguladılar.

Şu anda 2,5 yaşında olan bebeğin bir yıldır ilaç kullanmadığı kaydedildi. deutsche welle

6/06/2012

yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre egzersiz yapmak depresyon tedavisinde etkili değil

    6/06/2012 06:45:00 ÖS   Yorum yok

İngiltere'de yapılan ve British Medical Journal'da yayımlanan araştırma dahilinde 361 depresyon hastasının yarısına sadece ilaç tedavisi uygulandı, diğer yarısına ise hem ilaç tedavisi uygulandı hem de bu hastaların düzenli olarak egzersiz yapması sağlandı.

tedavisinde etkili değil

Bir yıl sonra hastaların tamamının durumunda iyileşme olduğu gözlendi ancak düzenli egzersiz yapan hastaların durumunun hiç egzersiz yapmayanlarla aynı olduğu görüldü.

Doktorlar depresyon hastalarına haftada üç kez egzersiz yapmalarını tavsiye ediyor.


Doktorlar, hafif depresyon vakalarının tedavisinde egzersizin oldukça etkili olduğunu düşünüyordu.
Fiziksel faydalar

Bristol ve Exeter Üniversiteleri tarafından yapılan araştırmada egzersizin faydalarının net olarak kanıtlanmasına çalışılıyordu.

Deneye katılan 361 hastanın tamamına depresyon seviyelerine uygun olan ilaç tedavisi uygulandı.


Ancak 8 hafta boyunca rastgele seçilmiş bir gruba fiziksel aktivitelerini artırmaları tavsiye edildi.

Bu sayede hastaların fiziksel durumlarının iyileştiği gözlemlendi ancak bir yıl sonra yapılan incelemelerde düzenli egzersizin hastaların ruhsal durumuna herhangi bir etki yapmadığı ortaya çıktı.

Peninsula Tıp ve Dişhekimliği Koleji'nden Prof John Campbell ''Depresyon hastalarının çoğu anti-depresan kullanmak istemez, ilaçsız tedavi olmayı tercih ederler. Egzersizin böyle bir tedavi yöntemi olabileceğini düşünüyorduk ancak bu araştırma sonucunda egzersizin depresyon tedavisinde etkisiz olduğu görülmüş oldu'' dedi.

Ancak Campell, egzersizin faydalarının gözardı edilmemesi gerektiğine de dikkat çekti ve ''Egzersiz sizin için kötü demek istemiyoruz. Egzersiz yapmak tabiki de çok faydalı. Ancak ne yazık ki ağır depresyon vakalarının egzersizle tedavi edilmesi mümkün değil'' dedi.

Campbell sözlerine ''Egzersizin hemen sonrasında hissedilen mutluluk ve zindelik elbette gerçek ancak bu depresyon hastalarının uzun vadede kendilerini iyi hissetmelerini sağlayamıyor'' dedi.bbc türkçe

4/26/2012

reflü hastalığı belirtileri ilaç tedavisi ve ameliyatla tedavi hakkında

    4/26/2012 02:54:00 ÖS   Yorum yok

Reflü kelime anlamıyla ‘geriye kaçış’ demek. Gastro-özafajeal reflü ise yüksek asit içeren mide içeriğinin yemek borusuna geri dönmesi ve burada mukozal hasara yol açması, solunum sistemine kaçarak öksürük, ses kısıklığı ve astım ataklarını tetiklemesi olarak nitelendiriliyor.

ilaç tedavisi ve ameliyat

Reflü toplumda oldukça sık görülen bir hastalık. Öyle ki ülkemizde her 5 kişiden birini etkisi altına alıyor. Bu hastalık yaşam alışkanlıkları ile beslenme tarzına özen gösterildiği ve ihtiyaç duyulduğunda ilaç tedavisine devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda operasyon kaçınılmaz hale gelebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hamzaoğlu reflü ameliyatına götüren 6 nedeni açıklıyor.

1.Hasta ömür boyu ilaç tedavisi istemiyorsa: Reflü tedavisinde başvurulan ilaçlardan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Ancak bazı hastalar ilaçların yan etkileri ve sürekli olarak ilaç kullanmanın getirdiği psikolojik etki gibi nedenlerden dolayı ömür boyu ilaç kullanmak istemeyebiliyor.

2. Beslenme alışkanlıklarına dikkat etmiyorsa: Öncelikle düzenli beslenmek şart. Ayrıca reflüyü arttırdığı bilinen yağlı gıdalar, kızartmalar ve çikolata gibi besinlerden, alkol ve gazlı içeceklerden ayrıca çay, kahve ile kola gibi kafeinli içeceklerden kaçınmak gerekiyor. Ancak bazı hastalar beslenme alışkanlıklarına dikkat etmekte güçlük çekebiliyor.

3. Mide fıtığı eşlik ediyorsa: Reflü hastalığına sıklıkla mide fıtığı eşlik edebiliyor. Mide fıtığının bazı türlerinde fıtık boğulması ve acil ameliyat riski oluyor. Bu tür fıtıklarda reflünün şiddetine bakılmaksızın hastaya ameliyat öneriliyor.

4. Kullanılan ilaçlar kesilemiyorsa: Kemik erimesine karşı kullanılan ilaçlar, doğum kontrol hapları, ağrı kesiciler veya tansiyon ilaçları reflü şikayetlerinin artmasına yol açabiliyor. Ancak bazı durumlarda bu ilaçların kesilmesi mümkün olmayabiliyor.

5. Hasta yaşam tarzını değiştiremiyorsa: Reflü hastası kilolu ise öncelikle kilo vermeli. Ayrıca yemeği uykudan 3-4 saat önce bitirmeli, yediği gıdaların türüne dikkat etmeli, stresli ortamlardan uzak durmalı, sürekli olarak ilaç kullanmalı ve sigara içiyorsa bu alışkanlığını bırakmalı. Eğer hasta bu şartlara uymakta zorluk çekiyorsa operasyonun seçenek olarak sunulması gerekiyor.

6 . Gastro-özafegeal reflü’ye bağlı hasarlar oluşmuşsa: Uzun süren reflülerden sonra yemek borusunun iç yüzeyinde yaralar oluşabiliyor. Bu yaraların sürekli olarak iyileşip yeniden açılmasıyla birlikte yemek borusunda darlıklar ortaya çıkabiliyor. Reflü nedeniyle mide içeriğinin gırtlak ve solunum sistemine gitmesi ses kısıklığı ve akciğer hastalıklarına yol açabiliyor. Yemek borusunun iç yüzeyinde sürekli devam eden reflü hücre düzeyinde değişiklik yaparak sonu kansere neden olabilecek Barret özofagusu denilen bir duruma neden olabiliyor. Bu tarz hasarlar gelişmişse operasyonla tedavi öne alınabiliyor.


Tek port ile izsiz operasyon


• Reflü operasyonunun laparoskopik olarak yapılması gerekiyor. Çünkü açık ameliyat ile karşılaştırıldığında laparoskopik, yani kapalı yöntem daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi, normal aktiviteye ve iş hayatına daha erken dönüş gibi pek çok avantaja sahip. Öyle ki hastanın operasyondan sonra hastanede sadece 1 gün kalması yeterli geliyor. Ayrıca hasta 4-5 gün sonra iş hayatına da dönebiliyor.

• Açık ameliyatta yaklaşık 20-30 santim karın yarası oluşuyor. Bu yaraya ait enfeksiyon riski daha fazla oluyor. Ayrıca yaklaşık yüzde 10 hastada bu yaradan fıtık oluşma riski mevcut. Laparoskopik ameliyatta ise bu tür sorunlara çok ender rastlanıyor.

• Mide fıtığı varsa bu sorun operasyonda düzeltilerek göğüs boşluğuna kaçış önleniyor ve midenin üst bölümündeki fundus bölümü yemek borusu çevresine sarılarak antireflü bir mekanizma oluşturuluyor.

• Tek port laparoskopik yöntem ise laparoskopinin tüm avantajlarını taşımasının yanı sıra ciltte hiç iz kalmaması gibi kozmetik açıdan çok önemli bir avantaj daha sağlıyor. Laparoskopik ameliyatta 1 santimden küçük 4 ya da 5 yara oluyor. Bu nedenle sadece sağlık değil, kozmetik olarak da açık ameliyata göre belirgin olarak üstünlük taşıyor.



Belirtileri neler?

• Göğüste yanma hissi,
• Ağza acı su gelmesi,
• Bulantı, kusma,
• Hazımsızlık, ekşime,
• Gıdaların ağza geri gelmesi,
• Ağız kokusu,
• Yutma güçlüğü,
Daha nadir olarak;
• Ses kısıklığı,
• Boğaz ağrısı,
• Kuru öksürük,
• Astım,
• Zatürree,
• Dişlerde mine kaybı gibi belirtiler ile ortaya çıkabiliyor.

3/13/2012

kemoterapi öncesinde ve sonrasında nasıl bir beslenme programı uygulanmalı

    3/13/2012 03:58:00 ÖS   Yorum yok

Universal İtalyan Hastanesi beslenme ve diyet uzmanı Meltem Şeniz Toksoy, kemoterapi tedavisi sırasında ve sonrasında çeşitli yan etkilerin ortaya çıkabileceğini belirterek, ''Bu duruma bağlı olarak kemoterapi öncesinde ve sonrasında beslenmeye çok dikkat edilmeli'' dedi.

beslenme programı

Toksoy, yaptığı yazılı açıklamada, kemoterapinin insan vücudundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmalarını engellemek amacıyla doğal veya yapay maddelerden oluşan ilaçlarla yapılan tedavi biçimi olduğunu, kemoterapide uygulanan ilaç tedavisinin vücuda bazı yan etkilerinin bulunduğunu belirtti.

Tedavi sırasında çeşitli sindirim sistemi rahatsızlıkları ve tat almada değişiklikler görülebileceğine işaret eden Toksoy, ''Bu dönemde kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, anemi, ağız yaraları, halsizlik, saç dökülmesi, ödem gibi birçok yan etkiler görülebilir'' dedi.

Toksoy, mide rahatsızlıkları yaşamamak için aşırı sıcak ve soğuk besinlerin tüketilmemesi gerektiğini ifade ederek, iştahsızlık nedeniyle oluşabilecek kilo kaybını önlemek amacıyla da küçük porsiyonlar ve sık aralıklarla beslenilmesini ve içerisinde yapay madde bulunduran besinlerden ve içeceklerden uzak durulması gerektiğini vurguladı.

Aşırı yağlı yiyeceklerden ve kızartmalardan uzak durulması gerektiğine dikkati çeken Toksoy, şunları kaydetti:


''Kan değerleri düşük olduğunda kırmızı et tüketilebilir, ancak normal şartlarda haftada 2 defa kırmızı et, diğer günlerde de tavuk ve balık tercih edilmeli. Bolca su içilmeli. Çay ve kahve yerine bitki çayları tercih edilmeli. Çorba, yoğurt gibi sıvı besinleri tüketmeye özen gösterilmeli. Kola, gazoz ve portakal suyu, greyfurt suyu gibi gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalı. Bol bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sebzelerden özellikle kükürtlü olanları ve ıspanak, pazı, roka, brokoli, maydanoz, dereotu, lahana, sarımsak, soğan, turp, kereviz gibi antioksidan açısından yüksek olan yeşil yapraklılar tüketilmeli.''

Toksoy, alkol ve sigaradan uzak, tam ve doğal ürünlere dayalı bir beslenme şeklinin benimsenmesi gerektiğini belirterek, ''Kemoterapi tedavisi sırasında ve sonrasında çeşitli yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu duruma bağlı olarak kemoterapi öncesinde ve sonrasında beslenmeye çok dikkat edilmeli'' ifadelerini kullandı.

2/18/2012

tıp dünyasından ilaçlarını içmeyi unutanlar için hayat kurtaracak buluş

    2/18/2012 07:25:00 ÖS   Yorum yok

ABD’de bilim insanları, gelecekte ilaç kullanımını tamamen değiştirecek çığır açıcı bir deneye imza attı.

hayat kurtaracak buluş

Massachusetts Institute of Technology (MIT), Harvard Üniversitesi ve Cleveland Western Reserve University tarafından gerçekleştirilen çalışmada, kadın deneklerin derilerinin altına, implantasyon yöntemiyle bir çip yerleştirildi. Çipin içinde bulunduğu cihaza aynı zamanda, osteoporoz hastalığından muzdarip deneklerin kullanmaları gereken ilaçtan konuldu.

12 ay kullandılar


Kablosuz olarak uzaktan kumanda edilebilen ve MicroCHIPS adlı firma tarafından üretilen çipe daha sonra, belirli aralıklarla belirli dozajda ilacı, hastanın kanına karıştırma komutu verildi. 12 ay boyunca gerçekleştirilen deney sonunda, hastaların, konvansiyonel yöntemlerle aynı ilacı kullanmaları durumunda sağlayacakları düzelmeye denk bir iyileşme olduğu tespit edildi.

Sıra uzaktan tedavide


DOKTORLAR, bu yeni tedavi yönteminin yaygın şekilde kullanılmasının erken olduğunu belirtiyor. İlk deneylerde kullanılan çipler, hastaya yalnızca birkaç santimetre uzaklıktan kontrol edilebiliyor. Şimdi amaç, cihazı geliştirmek ve “tele-ilaç” adı verilen, hastanın uzaktan tedavi edilmesine yarayan bu yöntemin geliştirilip resmen uygulamaya sokulmasını sağlamak.

Çipin içinde bir eczane

1- Çok hazneli bir ilaç yayma çipi derinin altına yerleştirildi.
2- Hazneler, platin ve titanyumdan yapılma bir zarla kapatıldı.
3- İstendiğinde ya da programlandığında, bu zar elektrik akımıyla eritiliyor ve ilaç kana karışıyor.

9/14/2011

standart antibiyotik tedavisine cevap vermeyen tüberküloz hızla yayılıyor

    9/14/2011 04:20:00 ÖS   Yorum yok

Dünya Sağlık Örgütü WHO, Avrupa'da her yıl 81 bin tüberküloz (verem) vakasının standart antibiyotik tedavisine cevap vermediğini ve birçok ülkede bu vakalara doğru tanı konulamadığını bildirdi.


tüberküloz hızla yayılıyor
Tüberküloz vakalarının en çok Doğu Avrupa'da, özellikle Rusya ve Ukrayna ile Azerbaycan'da görüldüğü; Batı Avrupa'daysa en fazla tüberküloz hastası bulunan başkentlerin başını Londra'nın çektiği kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa ve Orta Asya'daki 53 ülkede ilaç tedavisine dirençli tüberkülozla mücadele için plan geliştirdi. Tanının geliştirilmesini ve tedaviye erişimin artırılmasını öngören planla, 2015 yılına dek bölgede 120 bin kişinin hayatının kurtarılacağına inanılıyor.
'Herkes dikkatli olmalı'

İngiltere'deki tüberküloz vakaları, daha çok büyük kentlerde görülüyor. Londra'da her yıl 3500 tüberküloz vakası teşhis ediliyor.


2009 Yılında İngiltere'de ilaca dirençli 58 tüberküloz vakası görüldüğünü belirten sağlık yetkilileri, hastanın öngörülen tedaviyi tamamlamaması yüzünden mikropların direnç kazandığını belirtiyorlar.

İngiletere Sağlık Koruma Kurumu'nun tüberküloz uzmanı Dr. İbrahim Abubakar, "Genelde sayılar düşük seyretmekle birlikte son on yıldır artış gözlenmekte. Bu duruma kayıtsız kalamayız. Her tübekülozlu hastanın tedavisi birkaç yüz bin sterline mal oluyor. Bir kimsede tüberküloz mikrobu varsa bu başkalarına da geçebilir." dedi ve aile hekimleriyle hastanelerin âcil servislerini, olası vakalara karşı tetikte olmaya çağırdı.

Tüberküloz havadan geçebilen ve yüzde 7 oranında ölümle sonuçlanan bir hastalık. Çok ilaçlı tedaviye dirençli tüberküloz türüne yakalanan hastaların hemen hemen yarısı hayatını kaybediyor.

İngiltere'de röntgen cihazıyla donatılmış arabalarla, evsizler ve uyuşturucu bağımlıları arasında tüberküloz taraması yapılıyor.


WHO'nun Avrupa örgütünde görevli Dr. Ogtay Gozalov, "Tehlikede olanlar sadece göçmenler ve mahkumlar değil. Hepimiz tüberkülozla yüzyüze olabiliriz." dedi ve üye ülkelerde harekete geçilmezse ileride daha kötü sonuçlarla karşılaşılabileceğini vurguladı.

9/07/2011

türkiye'de kayıtlı 4525 hıv aids vakası var hasta sayısı giderek artıyor

    9/07/2011 10:08:00 ÖS   Yorum yok

Uzmanlar, hastalığın halen tam olarak kontrol altına alınamadığını, HIV/AIDS ile yaşayanların haklarında ciddi sorunların bulunduğunu belirterek “HIV ve AIDS konusunda bilgisizlik, ayrımcılık ve damgalama en önemli sorunlar arasında geliyor” dedi.


hasta sayısı giderek artıyor
30 yıldır tüm dünyada yayılan ve 33.3 milyon kişiyi etkileyen HIV/AIDS’in toplumun her kesiminden insanda görülebileceği belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2000 yılında HIV ile yaşayan sayısı 158 iken, bu sayının 2004’te 210’a, 2007’de 376’ya, 2010’da ise 627’ye çıktığı vurgulanıyor. Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek, dünyadaki HIV virüsü taşıyan insanların yüzde 48’ini kadınlar, yüzde 7,5’ini ise çocuklar oluşturduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı Küresel AIDS’in geçen yılki raporuna göre, tüm dünyada hastalıkla enfekte olan kişi sayısında yüzde 19 düşüş yaşandığını, ancak AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmadığını anımsatan Şimşek, "Doğru zamanda ilaç tedavisine başlanılması hastalıkta çok önemlidir. HIV pozitifler düzenli ilaç kullanarak AIDS evresine gelmeden sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmekteler. Tanının geç konulması durumunda da hasta ilaç tedavisi yapılabilmektedir” dedi.

Şimşek, özetle şunları kaydetti: “AIDS ile yaşayan bir hastaya dokunarak, öpüşerek veya yanında bulunarak hastalığı kapmak mümkün değildir. Ayrıca AIDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak ya da bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez. Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması ya da yersiz bir kaygıya neden olması çok yanlıştır. AIDS’in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyuşturucu kullanıcılarının enjektörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir. Ne yazık ki, AIDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeği de bu hastalığa yakalanmış demektir. AIDS’in yaygınlaşmasını önlemek adına hastaların düzenli olarak Sağlık Bakanlığı’nın ücretsiz olarak düzenlediği testleri yaptırmaları gerekir. Sağlık Bakanlığı tarafından eylül ayında açıklanması planlanan ücretsiz AIDS Danışma Merkezleri'ni de kamuoyuna duyuracağız.”

HIV/AIDS’in belirtilerinden bazıları;


- Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk,

- Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı,

- Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması,

- Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme

- Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması

- Israrla devam eden ishal

- Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük,

- Deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi.



AIDS’den korunmanın 3 temel yolu:


-Korunaklı ilişki (Kondom, prezervatif kullanmak),

-Kan ve kan ürünlerinin kullanımında dikkatli olmak

-HIV ile yaşayan anne adaylarının hamilelik öncesi ve sonrasında tedavi görmesi. 

5/24/2011

tiroit bezi tedavisi ilaç tedavisi haricinde özel yöntemlerle tedavi edilebiliyor

    5/24/2011 12:06:00 ÖÖ   Yorum yok
özel yöntemlerle tedavi

Tiroit bezi, boyunda bulunan çok önemli bir iç salgı bezi. Salgıladığı hormonlarla vücudumuzda birçok metabolik olayı kontrol ediyor. Bu yüzden tiroit bezinin fonksiyon bozukluklarında vücutta önemli rahatsızlıklar yaşanıyor ve pek çok organ da bu bozukluktan etkileniyor. 


Tiroit bezinin hızlı çalışarak aşırı tiroit hormonu üretmesi (hipertiroidi) ya da yavaş çalışmasına bağlı olarak yetersiz hormon üretimi (hipotiroidi) şeklinde ortaya çıkan hastalıkların kendilerine özel tedavi yöntemleri bulunuyor. İşte bu güncel tedavi yöntemlerini özetleyen 3 soru ve 3 cevap.


İlaçsız tedavi uygulanıyor mu?  Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Kurtulmuş’a göre tiroit hastalıklarında tedavi kararı, tiroidin çalışma durumuna ve doku yapısına göre veriliyor: “Tiroit hastalıklarının bir grubu ilaçla tedavi edilirken bir kısmı ilaçsız izleniyor. İlaç tedavisi gerekenler, hiperfonksiyonel bozukluklar (hipertiroidi) yani tiroit bezinin çok çalıştığı hastalar ile tiroit hormon üretiminin yavaşladığı hastalar. Tiroit hormonlarının kanda aşırı yükseldiği durumda (tirotoksikoz), nedene bağlı olarak tedavi yapılıyor. Eğer tirotoksikoz nedeni tiroidin çok çalışmasıysa ve ona bağlı hormon miktarı arttıysa, aşırı çalışmayı durdurmaya ve hormon düzeyini normal sınırlarına getirmeye yönelik ilaç tedavisi uygulanıyor. Tiroidin çok çalışmasına yol açan otoimmün hastalıklar (Graves hastalığı gibi) ülkemizde çok sık görülüyor. İkinci en sık görülen grupta ise, tiroidin nodüllü guatrına bağlı olarak oluşan hipertiroidi bulunuyor. Sonuçta, iki grupta da tiroit hormonlarının yükseldiği görülüyor ve bunu durdurucu ilaç tedavisi yapılıyor. Bazı durumlarda istenmeyen önemli yan etkiler (kandaki lökosit sayısında düşüklük, karaciğer enzimlerinin yükselmesi) oluşabildiği için hipertiroidi tedavisi dikkat gerektiren bir tedavi. Bu yüzden belli aralıklarla laboratuvar incelemesi yapılıyor ve gerekli durumlarda, uzmanın önerisiyle tedavinin değiştirilmesi gerekebiliyor.”  

Hipertiroidi’den hipotiroidi’ye geçiş nasıl oluyor?


İlaçla tedavisi yapılan hipertiroidi hastalarında, belirli bir süre içerisinde iyileşme görülmezse ya da ilaca bağlı yan etkiler meydana gelirse, endokrinoloji uzmanı yeni bir tedavi planı için hastayla görüşüyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu hastalar için iki tedavi seçeneği bulunduğunu açıklıyor: “İlaçla tedavisi yapılan hipertiroidi hastalarında, en fazla 1-1.5 senelik periyodik süre içerisinde tiroit hormon üretimi azaltılarak, kandaki tiroit hormonu normale çekilmeye çalışılıyor. Hipertiroidi tedavisine, hastanın ihtiyacına göre değişen dozda devam edilirken amacımız, tedaviyi tamamen keserek tiroidin kendi normal fonksiyonlarına geri dönmesini sağlamak oluyor. Ancak bu sağlanamıyorsa kalıcı tedavi yöntemine geçilmesi gerekiyor. Bunun için iki tedavi yöntemi bulunuyor. Bunlardan biri, halk arasında atom tedavisi olarak bilinen ‘Radyoaktif iyot tedavisi’, diğeri de tiroit bezinin cerrah tarafından alındığı cerrahi yöntem. İki tedavi yönteminin de ortak noktası; kişiyi artık hipotiroidi hastası haline getirecek olması. Yani cerrah tarafından tiroit alındığında ya da radyoaktif iyot tedavisinden sonra tiroit bezi çalışamaz hale geldiğinde dışarıdan tiroit hormonu verilmesi gerekiyor. Peki, kaş yapalım derken göz mü çıkarıyoruz? Hayır! Hipertiroidi tedavisinde, yani fazla çalışan bir tiroitte verdiğimiz ilaçlar, uzun kullanımda yan etkileri olabilen ilaçlar. Ve ilaçları kullanırken bile tiroit hormon düzeyini tam olarak kontrol etmek mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle belirli bir sürede normal tiroit fonksiyonlarını yakalayamıyorsak, hastayı hipotiroidi yapmayı tercih ediyoruz. Çünkü dışarıdan tiroit hormonu vererek, kişiyi tamamen normal tiroit fonksiyonlarına sahip bir şekilde kontrol edebiliyoruz. Oysa hipertiroidi tedavisinde bu şansımız her zaman olmuyor.”


Ne zaman radyoaktif tedavi, ne zaman cerrahi yöntem?


Hipertiroidi’nin ilaç sonrası kalıcı tedavisi gereken durumlarda, hangi tedavinin uygulanacağına; hastanın cinsiyetine, yaşına ve tiroidinin durumuna göre karar veriliyor. İkisinin de güvenilir yöntemler olduğunu unutmamak gerekiyor. Eğer radyoaktif iyot tedavisine karar verildiyse tedavi nükleer tıp bölümünün olduğu birimlerde uygulanırken; cerrahi tedavi seçildiyse, ameliyatın endokrinolojik cerrahide uzmanlaşmış doktorlara yaptırılması önem taşıyor. Ameliyatta tiroit dokusunun ne kadarının çıkarılacağına, yine hastanın durumuna, yaşına ve diğer bazı faktörlere göre karar veriliyor. Bir grup hastalıkta (örneğin graves hastalığında) dokunun tamamen çıkarılması gerekiyor. Çok çalışan bir nodüle bağlı bir hipertiroidi söz konusuysa, sadece o bölgeyi çıkarmak tedavi için yeterli oluyor. Kalan doku, hastaya yetecek kadar tiroit hormonu üretmeye devam ediyor. Eğer dokunun tamamı çıkarılmışsa ve hastada tiroit hormonunu yapabilecek doku kalmadıysa, ameliyat sonrası tiroit hormonu dışarıdan ilaç olarak veriliyor. Uzmanlar, hipotiroidi tedavisinde çok daha başarılı olunduğunun altını çiziyorlar. Hasta, tiroit bezi çalışmadığı için ömür boyu dışarıdan tiroit hormonu almak zorunda kalıyor. Ancak piyasada bulunan ilaçlar, vücudun salgılamış olduğu tiroit hormonunun formunda olduğu için, hasta tüm yaşamını sanki tiroit dokusu varmış gibi sürdürebiliyor.
cumhuriyet portal

3/07/2011

alman doktorlar zararsız sahte ilaçlar bazen daha iyi sonuç veriyor

    3/07/2011 11:25:00 ÖS   Yorum yok
iyi sonuç veriyor

Alman Tabipler Birliği'nin öncülük ettiği bir araştırma, kimi durumlarda ilaç yerine plasebo etkisi yaratan maddelerin kullanılmasının işe yaradığını ortaya koydu.


Yetkililer, zararsız sahte ilaçların ağızdan, hatta bazen iğneyle alınmasının, çok daha ucuza ve etkili sonuç verebildiğini söylüyor.

Araştırmada, plasebo etkisinin verilen hapın büyüklüğü ya da rengi dahil çok farklı faktörlere dayandığı belirtiliyor.

Bir diğer faktör ise, hastanın cebinden ne kadar paranın çıktığı. Pahalı plaseboların daha başarılı sonuçlar verdiği görüldü.

Zararsız bir madde iğneyle verilirse, hastanın iyileşme oranının özellikle yükseldiği gözlendi.


Araştırmaya göre Almanya'da doktorların hemen hemen yarısı hastalarına sadece vitamin içeren ya da şeker ve sütten ibaret plasebolar veriyor.

Plaseboların en çok uyku ve mide rahatsızlıklarında etkili olduğu görülüyor.

Araştırmada görüşleri alınan bir doktor, ''Uykusuzluk şikayeti olan bir hastaya plasebo verildiğinde işe yarıyorsa, güçlü uyku ilaçları almasından daha iyidir.'' diyor.

Almanya'da etik kurallar doktorların hastalarını aldatmasını yasaklasa da, bu konuda tıp camiasının yardımına Latince koşuyor.

Alman doktorlar plasebo etkisi yaratan maddeleri Latince isimleriyle adlandırıyorlar. Örneğin hastaya verilen reçetede ''sakarum laktis'' yazıyor.


Bunun anlamı şekerli süt demek. Eczacılar neden bahsedildiğini anlayarak hastaya plasebodan veriyor.

Araştırmacılıar, gerektiğinde gerçek ilaçlara başvurmanın önemini vurgulamakla beraber, plasebo etkisinin insan beyni ve vücudu üzerinde nasıl işlediğinin daha ayrıntılı biçimde incelenmesi ve ciddiyetle tartışılması gerektiğini söylüyorlar.
bbc türkçe sağlık

2/21/2011

iş ve ev hayatındaki sorunlar unutkanlığa yol açıyor

    2/21/2011 07:23:00 ÖS   Yorum yok
unutkanlığa yol açıyor

İskoç bilimadamları, genç yaşlarda baş gösteren isimleri, eşyalarını koydukları yerleri unutma hastalığıyla mücadele için bir çalışma başlattı.


Öznel bilişsel bozukluk olarak adlandırılan durumun çoğunlukla iş ve ev hayatının sorunları ve yoğunluğundan kaynaklandığı düşünülüyor.

Bilimadamları, bu tür unutkanlığın, daha ileri yaşlarda ortaya çıkan ve ciddi hafıza kaybına yol açan Alzheimer gibi hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor.

Unutkanlık, ilerleyen yaşla birlikte doğal olarak gelen bir sorun olmakla birlikte, genç yaşlarda ortaya çıkan bu tip unutkanlıkta kişilerin isimleri, anahtarların ya da gözlüklerin nereye koyulduğu gibi bilgiler unutuluyor.

Glasgow merkezli araştırmacılar, unutkanlığa yol açan bu durumu, "Meşgul Yaşam Tarzı Sendromu" olarak adlandırıyor.

Genç yaşlardaki unutkanlık, kişinin bilgisayarların yanı sıra akıllı telefonlarla da tüm gün internetten bilgi bombardımanına tutulmasından ve televizyondan izleme alışkanlıklarından kaynaklanıyor.

CPS Research'ten Dr Alan Wade, bu tip unutkanlığı, Alzheimer için kullanılan memantine adlı ilacın geniş kullanıma uygun düşük dozlu bir türü ile tedavi etmeyi umduklarını söylüyor.
bbc türkçe sağlık

2/03/2011

ilaç kullanarak boy uzatmak mümkün olmuyor

    2/03/2011 10:26:00 ÖS   Yorum yok
boy uzatmak mümkün

Prof. Dr. Peyami Cinaz, piyasada bazı ürünlerin boyu uzattığı ve gıda takviyesi adı altında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın izni ile satıldığını açıklayarak, bu gibi besin katkı maddeleri ve ilaçlarla boyun uzamasının mümkün olmadığını söyledi.


Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, söz konusu ürünleri, özellikle internet ortamında birçok sitenin reklam yaptığını belirterek, şunları dedi:

"Bilindiği gibi normal bir insanda boy uzaması genetik ve hormonal yapının yanı sıra, beslenme ve spor gibi birçok çevresel faktörün etkisi altındadır ve tüm bu faktörler normal olduğunda ancak kişi genetik olarak belirlenmiş boyuna ulaşabilir.

Kişinin boyunun normal olup olmadığı aynı yaş ve cinsteki normal kişilerle karşılaştırılarak saptanır.


Normal boyda bir kişinin boyunun uzatılmasına gerek olmadığı gibi bu gibi besin katkı maddeleri ve ilaçlarla daha fazla uzaması mümkün de değildir.

Büyüme kemiklerin eklem yerlerinde bulunan büyüme kıkırdakları yardımıyla gerçekleştiğinden ve 18 yaş civarı bu kıkırdaklar kemikleştiğinden büyüme de durur ve kişi erişkin boyuna ulaşmış sayılır.

Bundan sonra kişinin boyu kısa olsa bile daha fazla uzaması bu tür besin katkı maddeleri veya herhangi ilaç tedavisi ile mümkün değildir.

Bahsi geçen ürünlerin boyu uzattığı iddiası hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır.


Cinaz, söz konusu ürünlerin içindeki maddelerin normal beslenen bir kişinin günlük ihtiyacını sağlayabileceği ve ekstra katkıya ihtiyaç duymayacağı mineral ve vitaminlerden oluştuğunu bu nedenle normal beslenen ve beslenmeyi bozacak herhangi bir hastalığı olmayanlarda doktor tavsiyesi dışında ek gıda takviyesine ihtiyaç olmadığını belirtti.
trt türk

1/28/2011

orta kulak iltihaplanması sık tekrarlıyorsa kalıcı sağırlık yapabiliyor

    1/28/2011 05:57:00 ÖS   3 yorumlar
kalıcı sağırlık yapabiliyor

Tedaviye geç kalınan ve kronik hale gelen orta kulak iltihabı, kalıcı sağırlığa neden olabiliyor.


Uzmanlar, iltihabın etkisiyle kulak zarının delinmesi ile başlayan hastalığın, bazen kulakta tıkanıklık, işitme azlığı, çınlama, zarda deformasyon, kemikcik iletim mekanizmasında bozulma ile kendini gösterdiğini ve hastalığın kronikleşmeye başladığında derecesi farklı olmak kaydıyla kesinlikle işitme kaybına yol açtığı uyarısında bulunuyor.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Suat Özbilen, orta kulak iltihabının viral ve bakteriyel enfeksiyon şeklinde olan ve genellikle üst solunum yollarında bir enfeksiyonu takiben iltihap oluştuğunu söyledi.
© 2014 deva arayanlar . Designed by Bloggertheme9
Proudly Powered by Blogger .