-->
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4/24/2013

Yetenek Yarışmalarına katılanlar yıllarca depresyonla mücadele etmek zorunda kalabiliyor

    4/24/2013 01:42:00 ÖÖ   Yorum yok
Merkezi Almanya'nın Münih kentinde bulunan Gençlik ve Eğitim Kanalları Araştırma Enstitüsü'nün yürüttüğü bir araştırmaya göre, yetenek yarışmasına katılmak bazı adayların ruh sağlığını derinden etkileyebiliyor.

Araştırmaya göre, bu tür yarışmalara katılmak bazı adaylar için o kadar kötü bir deneyim oluyor ki söz konusu yarışmacılar yarışmadan sonra yıllarca depresyonla mücadele etmek zorunda kalabiliyor. Araştırmacılar, özellikle yaşları 16-17 olan gençlerin böyle bir yarışmaya dâhil olmanın kendileri için ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngöremediğine dikkat çekiyor. Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Maya Götz, “Gerçekten de katılan kişinin zarar gördüğü vakalar var” şeklinde konuşuyor.

'Sonuçları dikkate alınmıyor'

Araştırma için Almanya'da bu tür yarışmalara katılan ve yaşları 16 ila 34 arasında değişen 59 kişi ile görüşülmüş. Yarışmaya katılanları yarısı bunu kendileri açısından "olumlu" bir deneyim olarak değerlendirirken, beşte biri ise böyle bir yarışmada yer almanın "olumsuz" bir deneyim olduğunu dile getirmiş.

Yarışma bölümlerinin internette bulunduğunu ve bu görüntülerin itibar zedeleyici etkisinin sürekli olduğunu söyleyen Götz, gençlerin sürekli olarak programdaki görüntüler ile yüz yüze gelmek zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Götz, milyonlarca kişinin izlediği bu tür programlarının olası sonuçları üzerinde yeterince durulmadığı eleştirisinde bulunuyor.Deutsche Welle Türkçe

3/06/2013

Kalitesiz uyku çekenlerde Kalp yetmezliği riski yüksek

    3/06/2013 10:05:00 ÖS   Yorum yok

11 yıl boyunca 50 bin kişiyi izleyen araştırmanın sonuçları European Heart Journal'da yayımlandı.


Araştırmacılar, günlerce düzensiz uyku uyuyanların ileride, kalbin düzenli kan pompalayamaması olarak tanımlanan, kalp yetmezliği riskine daha fazla maruz kaldıklarını açıkladı.

Uzmanlar kalp yetmezliğine yetersiz uykunun mu neden olduğunu, yoksa daha karmaşık bir bağlantının mı bulunduğunu tespit etmek için bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğini belirtiyor.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden bilim insanları, 20-89 yaş aralığında olan ve araştırma başladığında herhangi bir kalp hastalığı bulunmayan 50 bin kişiyi inceledi.

Uykuya dalma ve uyku halini sürdürmekte sıkıntı çekenlerin çekmeyenlere oranla kalp yetmezliği riskinin üç kat daha fazla olduğu sonucuna varıldı.

Kaliteli uyku uyumayıp uyandığında kendisini dinlenmiş hissetmeyenlerin de risk grubunda olduğu belirtildi.

Kalp yetmezliği durumunda kalp kasları biçimini kaybediyor; kaslar ya çok zayıf ya da çok sert hale geldiği için kanı gereken basınçta pompalayamıyor. Kalp yetmezliği olanlar sıklıkla nefessizlik ve yorgunluk hissediyor.

Ancak aradaki bağlantının nedeni henüz tespit edilemedi.

Araştırma ekibinin başında bulunan Dr Laugsand, "Uykusuzluğun doğrudan kalp yetmezliğine neden olup olmadığını bilmiyoruz. Ama öyle ise uyku sorunları incelenerek kalp yetmezliğine karşı önleyici tedbirler almak mümkün olacaktır" diyor.

Diyabet, depresyon ve beyin fonksiyonlarında zayıflama gibi diğer bazı hastalıklar da düzensiz uykuya bağlanıyor.


Sheffield Üniversitesi'nden Dr. Tim Chico, bu araştırmanın uykusuzluk ile kalp yetmezliği arasındaki bağlantıyı gösterdiğini ama bundan uykusuzluğun kalp yetmezliğine neden olacağı sonucunun çıkarılamayacağını belirtti.

Aynı görüşü paylaşan İngiltere Kalp Vakfı'ndan June Davison uyku düzeninin ruhsal, fiziksel ve duygusal sağlık üzerindeki etkisinin eskiden beri bilindiğini vurguladı. bbc türkçe

6/06/2012

yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre egzersiz yapmak depresyon tedavisinde etkili değil

    6/06/2012 06:45:00 ÖS   Yorum yok

İngiltere'de yapılan ve British Medical Journal'da yayımlanan araştırma dahilinde 361 depresyon hastasının yarısına sadece ilaç tedavisi uygulandı, diğer yarısına ise hem ilaç tedavisi uygulandı hem de bu hastaların düzenli olarak egzersiz yapması sağlandı.

tedavisinde etkili değil

Bir yıl sonra hastaların tamamının durumunda iyileşme olduğu gözlendi ancak düzenli egzersiz yapan hastaların durumunun hiç egzersiz yapmayanlarla aynı olduğu görüldü.

Doktorlar depresyon hastalarına haftada üç kez egzersiz yapmalarını tavsiye ediyor.


Doktorlar, hafif depresyon vakalarının tedavisinde egzersizin oldukça etkili olduğunu düşünüyordu.
Fiziksel faydalar

Bristol ve Exeter Üniversiteleri tarafından yapılan araştırmada egzersizin faydalarının net olarak kanıtlanmasına çalışılıyordu.

Deneye katılan 361 hastanın tamamına depresyon seviyelerine uygun olan ilaç tedavisi uygulandı.


Ancak 8 hafta boyunca rastgele seçilmiş bir gruba fiziksel aktivitelerini artırmaları tavsiye edildi.

Bu sayede hastaların fiziksel durumlarının iyileştiği gözlemlendi ancak bir yıl sonra yapılan incelemelerde düzenli egzersizin hastaların ruhsal durumuna herhangi bir etki yapmadığı ortaya çıktı.

Peninsula Tıp ve Dişhekimliği Koleji'nden Prof John Campbell ''Depresyon hastalarının çoğu anti-depresan kullanmak istemez, ilaçsız tedavi olmayı tercih ederler. Egzersizin böyle bir tedavi yöntemi olabileceğini düşünüyorduk ancak bu araştırma sonucunda egzersizin depresyon tedavisinde etkisiz olduğu görülmüş oldu'' dedi.

Ancak Campell, egzersizin faydalarının gözardı edilmemesi gerektiğine de dikkat çekti ve ''Egzersiz sizin için kötü demek istemiyoruz. Egzersiz yapmak tabiki de çok faydalı. Ancak ne yazık ki ağır depresyon vakalarının egzersizle tedavi edilmesi mümkün değil'' dedi.

Campbell sözlerine ''Egzersizin hemen sonrasında hissedilen mutluluk ve zindelik elbette gerçek ancak bu depresyon hastalarının uzun vadede kendilerini iyi hissetmelerini sağlayamıyor'' dedi.bbc türkçe

4/18/2012

iyimser insanların kalp hastalıklarına yakalanma ve felç geçirme riski daha az

    4/18/2012 02:06:00 ÖS   Yorum yok

Harvard Üniversitesi'nin 200 araştırmadan derlediği veriler iyimser insanların kalp hastalığına yakalanma ya da felç geçirme riskinin daha düşük olduğunu ortaya koydu.

kalp hastalıklarına yakalanma

İyimser insanlar genel olarak daha sağlıklı oldukları gibi kolestrol ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara da daha nadir yakalanıyorlar.

Stres ve depresyon ile kalp hastalıkları arasındaki bağlantı ise zaten daha önceden kanıtlanmıştı.

Yapılan son inceleme için bilimadamları hastaların hem psikolojik hem de kardiyovasküler incelemelerinin kayıtlarının tutulduğu vakaları gözden geçirdi.

Araştırma sonucunda iyimserlik, yaşanılan hayattan duyulan tatmin ve genel olarak mutluluk gibi özeliklerin kişinin sosyal konumuna, yaşına, kilosuna ve sigara içip içmediğine bakılmaksızın kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini düşürdüğünü ortaya çıkardı.

İyimser insanların kalp hastalığına yakalanma oranı kötümserlerden %50 daha az.


Kanıt yok

Araştırmacılardan Dr Julia Boehm incelemelerinin kesin kanıtlar sunmadığının altını çizdi ve ''Sadece psikolojik durum ile kalp hastalığı arasında bir bağlantı bulduk'' dedi.

Psikolojik olarak ''iyi'' durumda olmanın objektif bir biçimde ölçülüp ölçülemeyeceği zaten tartışma yaratan bir konu.

Ayrıca araştırmada ''iyimser'' insanların yaşam tarzlarının da kötümser kişilere göre daha sağlıklı olduğu görüldü.

Sonuçlara göre iyimser insanlar daha sağlıklı besleniyor ve daha çok spor yapıyor.

Ancak tüm bunlar göz önünde bulundurulunca bile iyimserlik ve mutluluğun kalbe iyi geldiğini kabul etmek gerekiyor.



Şimdiye kadar kalp hastalıkları ve psikolojik durum arasındaki bağlantıyı araştıran araştırmalar genellikle stres ve endişe üzerine çalışmıştı.

İngiliz Kalp Vakfı Baş Hemşiresi Maureen Talbot ''Bu hastalıklar ile akıl sağlığı arasındaki bağlantı oldukça komplike ve hala tam olarak anlaşılabildiğini söylemek mümkün değil'' dedi.


Talbot ''Ancak bu araştırma zaten tahmin ettiğimiz bir şeyi doğruladı. Psikolojik olarak iyi durumda olmak sağlıklı bir yaşam sürmenin önemli bir bölümü'' dedi

Hemşire ayrıca araştırma sonuçlarının sağlık görevlilerinin psikolojiye vermeleri gereken önemi de gösterdiğini söyledi.

1/19/2012

antidepresan ilaçları kullanan yaşlılarda düşme olayları artıyor

    1/19/2012 06:46:00 ÖS   Yorum yok

Bakımevlerinde antidepresan tedavisi uygulanan ve bunama geçiren yaşlıların düşmeye daha çok eğilimli oldukları bildirildi.

yaşlılarda düşme olayları

British Journal of Clinical Pharmacology adlı dergide yayımlanan makalede, bunama geçiren yaşlıların depresyona da yakalandıkları ve kendilerine sıklıkla SSRI grubu altında toplanan serotonin arttırıcı ilaçlar verildiği kaydedildi.

Makalede, bu yaşlılarda düşme olaylarına üç kat daha fazla rastlandığı belirtildi.


Alzheimer Derneği, depresyon geçiren bunama hastalarına, başka tedaviler uygulanabilmesi için daha fazla araştırma yapılmasını istedi.

Eski tür antidepresan kullanımında düşme olasılıklarının arttığı öteden beri biliniyor. Bu tip ilaçlar baş dönmesi ve sendeleme gibi yan etkiler yaratbiliyor.

SSRI türü ilaçların bu sorunu azaltacabileceği tahmin ediliyordu ancak Hollanda'nın Roterdam kentindeki Erasmus Üniversitesi'nde yapılan araştırma beklentilerin aksinde sonuçları ortaya koydu.

Araştırma ekibinde yer alan doktor Carolyn Sterke, iki yıl süresince söz konusu ilaçları hergün kullanan hastaların 248 kez düştüğünü belirtti.

Yaş ortalaması 82 olan hastalardan 152'sinin 683 düşme vakası yaşadığı tespit edildi.


Düşmelerin 220'sinde kemik kırılması gibi ciddi hasarlar yaşanırken, bir hasta düşme sonrası hayatını kaybetti.

SSRI ilaçlarını kullanan hastaların ise üç kat daha fazla düşme vakası yaşadıkları ortaya çıktı. 

10/08/2011

depresyon 2020 yılında dünyada en yaygın ikinci hastalık olacak

    10/08/2011 09:17:00 ÖS   Yorum yok

almanya'da son verilere göre, yaklaşık 4 milyon depresyon hastası var ve ağır depresyon yaşayan her 7 kişiden biri intihar ediyor.


Leipzig kentinde bu yıl ilk kez düzenlenen Depresyon Hastaları Kongresi çerçevesinde hasta ve doktorlar bu hastalıkla ilgili tecrübelerini paylaştı.
en yaygın ikinci hastalık

"Grip gibi başladı''


Thomas Müller-Rörich, binlerce kişinin gözleri önünde sahneye çıkarak büyük bir özgüvenle deneyimlerini aktardı. Ancak böyle bir kalabalık önünde konuşmasının bundan bir süre önce kesinlikle mümkün olmadığını belirtti. Yaklaşık 4 yıl boyunca hastanede ağır bir depresyon tedavisi görmüş.

Rörich, hastalığın başlangıcını gribe benzeterek şunları söyledi: ‘’Sanki grip olmuş da kendinizi halsiz ve iştahsız hissediyormuşsunuz gibi. Tabii bir de korku vardı bende; Ama neden korktuğumu bilmiyordum. Tek bildiğim, o haldeyken asla dışarı çıkıp işe gidemeyeceğimdi. Çünkü hiç enerjim yoktu. Sonra bir hafta kadar evde kaldım; düzelir gibi oldu ama ardından daha kötü duruma gelmeye başladı.’’

"Herkes bir nebze kendi kendisinin doktorudur", diyor Rörich. Onun da aklına doktora giderken her türlü rahatsızlık gelmiş, ama depresyon ya da tükenmişlik sendromu aklının ucundan bile geçmemiş. Hatta sadece kendisinin değil, aile hekiminin bile...

Rörich ‘'Ben, tanı konulması daha zor, ağır bir hastalık çıkacağını sandım. Yani kan kanseri ya da beyin tümörü gibi. Ve o nedenle sürekli doktora gidip şikayetlerimi dile getiriyordum ki, beni daha iyi muayene etsin diye. Ama bir süre sonra doktor da beni ciddiye almamaya başladı. Ve bana sadece ‘Sizin bir şeyiniz yok, gidin biraz tatil yapın’ gibi bilinen öğütler verdi’’ diye konuşuyor.
tükenmişlik sendromu

''Tanı koymak zor ''


Leipzig Üniversitesi Hastanesi'nden Psikiyatri ve Psikoterapi Profesörü Ulrich Hegerl, depresyon geçiren hastaların yüzde 10’una genelde aile hekimi tarafından tehşis konulamadığını belirtiyor. Hegerl, ''Stresli bir mesleği olanların çoğunda ise tükenmişlik sendromundan söz etmek mümkün', diyerek bu hastalığın tanısını koymanın daha kolay olduğunu, zira o aşamaya kadar gelen hastaların zaten tüm enerjilerini kaybetmiş olduğunu kaydediyor.

Profesör Ulrich Hegerl, bu sorunlarla mücadele edenlere genelde yanlış telkinlerde bulunulduğuna dikkat çekiyor. Hegerl sözlerini şöyle sürdürdü:

"Genelde tatile çıkmak, uzun süre uyumak ya da iyi gelen bir şeyler telkin edilir. Ama bunlar depresyona hiç iyi gelmez. Uzun süre uyumak, genelde depresyonu tetikler. Yerleşmiş ve etkili olan bir tedavi ise az uyumaktır. Tatile çıkmak, depresyondakilere kesinlikle önermeyeceğim bir şey. Çünkü depresyon da peşinizden gelir ve durumunuz tatilde daha da kötüleşir."


''Depresyon hastalıktır''

Profesör Hegerl, depresyon rahatsızlığı olanların genelde fiziksel olarak sağlıklı göründüklerini, ama en ufak bir işi halledecek durumda olmadıklarını kaydederek "Diş fırçalamak bile yerine getirilmesi imkansız bir göreve dönüşebiliyor’’ diyor. Hegerl, depresyonun bir ruhi çöküntü değil, bir hastalık olduğunu vurguluyor ve tıpkı bir apandisit iltihabı gibi acilen tedavi edilmesi gereken safhaları olduğunu kaydediyor. Çünkü bu insanların çoğunda büyük bir intihar riski oluşuyor.

Yas, üzüntü ve acılı günlerin her insanın hayatına ait şeyler olduğunu kaydeden Hegerl, ''Depresyon söz konusu ise hem fiziksel hem de ruhsal bir hastalık söz konusudur'' diyor. Hafif veya orta ağırlıktaki depresyonların psikolojik terapilerle tedavi edilebildiğini, ama ağır depresyonlarda hastaların mutlak antidepresan ilaçlar alması gerektiğini belirtiyor.

© Deutsche Welle Türkçe
Claudia Ruby / Çeviren: Başak Demir
Editör: Çelik Akpınar

5/24/2011

menopoz öncesi sorunlar müdahale edilmesse klinik depresyona dönüşebiliyor

    5/24/2011 11:04:00 ÖS   Yorum yok
klinik depresyona dönüşebiliyor

Kadınların ömrünün üçte birini kapsayan menopozdaki ruhsal ve fiziksel sorunların başarıyla çözümlenmesi, hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük önem taşıyor. 


Menopoza giriş yaşı dünya genelinde 51 iken, ülkemizde bu yaş 46-48 arası kabul ediliyor. Dişiliğin mimari olan östrojen hormonu, aynı zamanda kadınları ciddi sağlık sorunlarından da koruyucu bir özelliğe sahip. Bu yüzden de kadınlar erkeklere oranla sağlık açısından her zaman şanslı sayılıyorlar. Ancak menopoz sonrasında östrojen üretimi olmadığından, kadınlar bu koruyucu etkiden yoksun kalıyor.

Bu erken dönemde görülen şikayetler, kadın yaşamını zorlaştıracak boyutlara ulaşıyor. Nedenler arasında östrojenin kan düzeyindeki azalma ve son zamanlarda progesteron, androjen gibi diğer hormonların da etkisinden söz ediliyor.


Psikolojik sorunlar



Daha önceden düşük benlik saygısı ve yaşantısından yeterince hoşnut olmama gibi psikolojik zorluklar yaşayan kadınlar, menopozdan daha çok etkileniyor. Menopoz, psikolojik olarak çocuk doğurma ve büyütme yeteneğinin kaybı olarak yaşanıyor.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi
Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Ece Orhon şöyle konuşuyor:
“Östrojen  eksikliği, direkt olarak psikolojik bozulmaya yol açmaz. Bu hormonun azalması ateş basmaları, uyuşmalar, gece ve gündüz terlemeleri, şişkinlikler, baş dönmesi, denge bozuklukları, çarpıntı gibi birçok otonom sinir sistemi yolu ile ifade edilen şikayetlere yol açar. Bunları yaşayan kadın da, duygusal zayıflama, iç sıkıntıları karamsarlık, isteksizlik ve birçok konuda memnuniyetsizlik hali baş gösterebilir. Her kadında  ruhsal sorunlar görülmez. Kadının kişiliği, özgüveni, meşguliyetleri çalışıp çalışmaması ile direkt ilişkilidir. Özgüveni olan, geçirdiği dönem özelliklerini tanıyan, işi gücü, mesleği ve gerçek meşguliyetleri olan kadınlarda ciddi ruhsal sorunlar, başka tıbbi ortaya çıkarıcı nedenler de yoksa, görülmez.”


Klinik depresyon riski


Gerek bedensel gerekse ruhsal bir çok şikayeti bir arada  yaşayan kadının bireysel, sosyal, iş yaşantısındaki üretkenliği etkileniyor. Bu durum yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Bu dönemdeki şikayetlerin menopoza girmeden önceki yıllardan da başlayabildiğini belirten Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Ece Orhon ”Menopoza girdikten sonra 4-5 yıla kadar yaşanabilir. Uzman yardımı gereken durumlarda, yardım alınmazsa ruhsal sorunlar klinik depresyona dönüşebilir” uyarısında bulunuyor ve ekliyor:

Kadınların öncelikle jinekologlar ve psikiyatristler tarafından bilgilendirilmeleri ve bu dönemin özelliklerinin anlatılması doğru bir yaklaşımdır. Ruhsal sorunlar önce değerlendirilip, depresyon aşamasına gelinip gelinmediğinin tanısı konulur. Destekleyici, özgüveni yükseltici, bu yeni dönemi planlayıcı yaklaşım ve programlar yapılır. Eğer tanı klinik depresyon ise mutlaka ilaç tedavisi gereklidir. En az 6 ay süren bu tedavi yalnız ilaç uygulaması ile olmamalıdır. Kadının benlik saygısını ve özgüvenini yükseltici, destekleyici psikoterapotik yaklaşım gereklidir.”


Hormon ve antidepresanların ortak kullanımı

Menopoz döneminde, vücutta eksilen östrojenin yerine konulması olarak tanımlanan HRT tedavileri günümüzde kişinin risklerine göre özel olarak planlanıyor. Yapılan araştırmalarda menopozdaki depresyona girmiş kadınlarda düşük doz östrojen ve antidepresan ilaçların birlikte kullanımının başarılı sonuç verdiğinin gözlendiğini belirten Doç. Dr. Orhon şöyle devam ediyor:

“Hormonların doğal olanları tercih edilmelidir. Antidepresanlarla, düşük doz östrojenin birbirlerinin etkilerini arttırdığını ve kadınların şikayetlerinde düzelme olduğu görülüyor. Yaşam sevinci, hayata bağlılığını arttırıcı yaklaşım gereklidir. Kadın, hayata dört elle sarılmalıdır. Bugüne kadar görevlerini en iyi şekilde  yapmış olmanın huzuruna, yılların deneyimini birikimlerini katmalıdır. Artık kendisi için daha çok zaman ayırmalı ve önceden isteyip de yapamadıkları gündeme gelmelidir. Üretkenliğini, kendisine yaptığı yatırımları hayata geçirmelidir. Sosyal ve mesleki kimliği mutlaka korunmalıdır. Yaşam biçiminde kendisine olan saygısını, üretkenliğini koruyan ve çalışmayı sürdüren kadın artık huzurlu ve mutlu bir döneme geçmiş olmaktadır.

Menopoza girmeden önce alınacak tedbirler içinde en önemlisi, menopoz öncesi tıbbi ve ruhsal hazırlıkların doğru ve yeterli olarak yapılmasıdır. Bu dönemin hayatın normal bir diğer dönemi olduğunu, sadece doğurganlığın sonlandığını ve bunun getirdiği rahatlamayı da hatırlamalıdır. Ayrıca yaşam deneyimlerinin getirdiği bilgilerle duygu ve düşüncelerinde olgunlaşmanın yaşandığı haz verici doyumlu ve özgür bir dönemdir.” 

cumhuriyet portal 

3/16/2011

iskoçya'da gençlerin ruhsal ve fiziksel gelişimi için okullara uyku dersi konulacak

    3/16/2011 03:19:00 ÖS   Yorum yok
okullara uyku dersi

İskoçya'da ergenlik çağındaki gençlere uyuma dersi verilmesi için okullara ilave kaynak sağlanması kararlaştırıldı.



"Sleep Scotland", ya da Türkçesiyle "Uyu İskoçya" adındaki hayır kurumu tarafından hazırlanan eğitim programı okullarda müfredatın parçası haline gelecek.


Amaç, gençlerin fiziksel ve ruhsal gelişiminde uykunun önemine dikkat çekmek.

Hayır kurumu, geceleri televizyon ve bilgisayar başından ayrılmayan ya da cep telefonuyla sohbete dalan gençlerin, büyük bir olasılıkla ihtiyaçları olan 9 saat saatlik uykuyu alamadıkları kanısında. Oysa yeteri kadar uyumamak eğitimdeki başarıyı ve sağlığı etkiliyor.

Uykusuz kalmak, aşırı şişmanlık, çocukların boylarının fazla uzayamaması ve depresyon riskinin artması gibi sorunları beraberinde getiriyor.
Biyolojik saat bozuluyor

Hayır kurumu geçen yıl Glasgow'daki ortaokullarda öğretmenlere uyuma derslerinde kullanacakları malzemeleri hazırlamakta yardımcı olmak için bir pilot program yürüttü.

Sleep Scotland'ın yöneticisi Jane Ansell, "Hiçbir anne-baba çocuğunu yeteri kadar yedirmeden ya da giydirmeden okula göndermeyi aklından bile geçirmez, o halde neden yeteri kadar uyumadan gönderiyorlar?" sorusunu yöneltti.

"Öğrenciler sabah kalkmakta ve dikkatlerini toplamakta zorlanıyor. Uyku sorunu olduğu apaçık."


Sleep Scotland, gençlere uykunun önemini ve iyi uyuma alışkanlıkları edinmeyi öğretmeyi amaçlıyor.

Edinburgh'daki James Gillespie's okulundaki rehber öğretmen Kate Pearce, "Öğrenciler sabah kalkmakta ve dikkatlerini toplamakta zorlanıyor. Uyku sorunu olduğu apaçık" diyor.

Sleep Scotland'ın açıklamasına göre, ergenlik çağındaki gençlerin uyuma oranlarında bütün dünyada son 10-20 yıl boyunca sürekli bir azalma görülüyor.

Hayır kurumunun hazırladığı raporda, gençlerin haftasonu geç kalkarak eksik uykularını tamamlayacaklarını düşündükleri, oysa haftasonları daha da geç yatarak tıpkı uzun uçak yolculukları sonrasında olduğu gibi biyolojik saatlerinin bozulmasına yol açtıkları belirtiliyor ve şöyle deniyor:

"Cuma ve Cumartesi akşamları sürekli olarak, bazen normalden 4, hatta 6 saat geç yatan öğrenciler her haftasonu New York'a gitmiş kadar oluyor."
bbc türkçe yaşam

1/13/2011

devlet sigarayı bıraktırmak için bu ilacı bedava dağıtacak

    1/13/2011 06:03:00 ÖS   Yorum yok
ilacı bedava dağıtacak

Gelecek aydan itibaren dünyanın en tehlikeli ve tartışmalı sigara bıraktırma ilacı Champix, Türkiye’deki tiryakilere ücretsiz dağıtılacak. İlaç, intihara kadar götürüyor ya da çıldırtıyor. Sağlık Bakanlığı’ndan Nejat Özgül, “İlaç hekimlerin uygun gördüğü hastalara verilecek” diyor ama prospektüsü korku tüneli gibi...


Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkan Yardımcısı Opr. Dr. Nejat Özgül, “Dumansız hava sahası” uygulamasıyla sigarayı bırakmak isteyenlerin sayısında büyük artış olduğunu, Sağlık Bakanlığı’nın sigara bıraktırma poliklinikleri önünde uzun kuyruklar oluştuğunu bildirdi.

Özgül, belirli merkezlerin yanı sıra Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerindeki (KETEM) sigara bıraktırma polikliniklerinin vatandaşlara yardımcı olmak üzere faaliyet gösterdiğini bildirdi. Her ilde en az bir KETEM’in aktif bir şekilde faaliyet göstermesi için çalışma yürüttüklerini bildiren Özgül, burada görev yapacak sağlık personelinin eğitimlerinin tamamlandığını belirtti. Özgül, halen 52’si KETEM’lerde olmak üzere toplam 250 civarında sigarayı bıraktırma polikliniği bulunduğunu belirtti.

12/26/2010

kış depresyonundan ışık terapisi ile kurtulmak mümkün

    12/26/2010 12:38:00 ÖÖ   Yorum yok

Aslında ‘Kış depresyonu’ olarak adlandırılan ve özellikle kadınları etkisi altına alan bu hastalıktan korunabiliriz. 

ışık terapisi ile kurtul

İşin püf noktası ise haftada en az 2 kez balık tüketmek ve bol bol egzersiz yapmak! Psikolog Orhan Öztürk Sağlık ve Yaşam dergisinde depresyondan korunma yollarını anlatıyor:

“Çok uykum olmasına rağmen gece uykuya dalmakta zorluk çekiyorum, sabahları da zar zor uyanıp gün boyu halsiz oluyorum”, “Kimse ile görüşüp konuşmak istemiyorum”, “Çok mutsuzum, içimden bazen ağlamak geliyor”, bu tarzı yakınmaları kış mevsiminde çevremizden sıkça duyuyor ya da kendimiz de dile getiriyoruz…

12/21/2010

kuş sesleri iç sıkıntısına depresyona iyi geliyor

    12/21/2010 07:40:00 ÖS   Yorum yok
depresyona iyi geliyor

21 Aralık, yılın en uzun gecesine denk düşüyor. İngiltere'nin tarihi ve doğal güzelliklerini koruyan National Trust vakfı, kuzey yarımkürede gün ışığına hasret çok sayıda kişinin bu dönemde yaşadığı iç sıkıntısına kuş seslerinin deva olabileceğini söylüyor.


Vakıf, kış hüznünü yenmek amacıyla kuş seslerinden bir derleme yayınladı. Amaç, baharın kapıda olduğu hissini uyandırmak.
© 2014 deva arayanlar . Designed by Bloggertheme9
Proudly Powered by Blogger .