-->
protein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
protein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/25/2011

vitamin ve mineral zengini enerji eksikliğini giderici yonca bitkisi

    11/25/2011 04:35:00 ÖS   Yorum yok

Yonca (Medicago sativa), baklagiller (Fabaceae) familyasından uzun yıllar yaşayan, gerek yeşil ot gerekse kuru ot olarak değerlendirilebilen çok yıllık bir serin mevsim yem bitkisi türü.

 yonca bitkisi
Uluslararası terminolojide alfalfa (kelime kökeni Arapça البرسيم veya الحجازي, halk dilinde Şark yoncası veya Kaba yonca şeklinde de anılır.

Yonca çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 50-80 cm dir. Derin bir kök sistemi vardır. Uygun koşullarda 8-10 metre derine gider. Etkili kök derinliği 120-180 cm dir. Bu nedenle, anavatanı olan Ortadoğu bölgesinin şartları ile birebir özelliklere sahip olup, kuraklığa dayanıklıdır. Yonca önemli bir yem bitkisidir. Otlatılmaya da oldukça dayanıklıdır. Bu nedenle meraların ıslahında diğer bitkilerle karışıma giren ve meranın kalitesini arttıran bir bitkidir. Ahır besiciliğinde et ve özellikle süt verimini % 30'lara kadar artıran ve yem bitkileri içerisinde en çok besleyicilik değeri olan yoncada, içerisinde 10 kadar vitamin de vardır. Tetraploid genetik yapıya sahip bir bitkidir.

Kurutulmuş yonca yaprağı, kapsül, toz veya tisan şeklinde standardize edilmiş halde diyet katkı maddesi olarak yaygın surette kullanılmaktadır. 

Yüksek fiber düzeyi nedeniyle kolesterol düzeyleri üzerinde dengeleyici etki yaptığını, kötü kolesterolü düşürdüğünü gösterir bulgular bilimsel literatürde yer almaktadır.

 Baklagiller familyasındaki diğer bitkiler gibi protein, vitaminler ve mineraller açısından zengin bir kaynak oluşturan yüksek genel gıda değeri nedeniyle bünyede enerji eksikliğini önleyici, ayrıca içerdiği saponinler nedeniyle kanı ve karaciğeri detoksifiye edici özellikleri bulunduğu üzerinde durulmaktadır. Besin değeri yüksek bir besin olduğu için kansızlık çekenlere faydalıdır.

Özellikle ABD ve Avustralya mutfağında salatalarda yeri olan bir bitkidir. Bazı ülkelerde genç yaprakları çiğ olarak tüketilmektedir. Daha olgun yoncanın tüketimi çok yüksek diyet lifi içeriği nedeniyle kısıtlıdır.

9/21/2011

foldit adlı bilgisayar oyunu aids tedavisinde kullanılacak enzimin sırrını çözdü

    9/21/2011 08:39:00 ÖS   Yorum yok

Foldit (Kıvır şunu) adlı oyunda, katılımcılar dijital molekülleri rasgele şekilde kıvırıp bükerek yeni protein şekilleri yaratıyor.


Bu şekilde geniş bir kitle mümkün olabilecek tüm olasılıkları deniyor.

aids tedavisinde kullanılacak
Oyun meraklılarına sunulan model M-PMV adlı bir retroviral enzime aitti. Bu enzim, HIV benzeri virüslere karşı mücadele edecek ilaçlar geliştirilebilmesi için önemli bir silah olarak görülüyor.

Bilimadamları uzun zamandır proteinin karmaşık yapısını anlayabilmeye çalışıyordu.

Uzmanların 10 yıldır üzerinde çalıştığı bu bulmacayı oyun meraklılarının çözmesi bir kaç gün aldı.


Bir moleküler biyoloji dergisinde (Nature Structural and Molecular Biology) yer alan araştırmaya göre, elde edilen sonuç AIDS'e karşı kullanılabilecek ilaçlar geliştirilmesi için faydalı olabilir.
Hedef yeni yapılar bulmak

Oluşturulan oyunda, meraklıların bazı basit kuralları gözeterek enzimin üç boyutlu bir resmini ekranlarında çevirip döndürmesi ve kıvırması, bu şekilde enzimi en az enerjiyle faaliyet gösterebilecek duruma getirmesi isteniyordu.
bir yazılımı indirince
Bu oyun için katılımcının proteinler, biyokimya ya da biyoloji konusunda hiç bir bilgi sahibi olması gerekmiyordu.

Tek istenen bir bilgisayar, internet bağlantısı ve biraz zaman.

Oyuncu, sistemi kullanmak için ufak bir yazılımı indirince, başka oyuncularla da yarış içine giriyor.


Amaç, bütünüyle yeni bir protein yaratmak ya da belirli bir yapıya ulaşmanın yolunu tahmin etmek.
Protein

Bu başarıldığında biyokimyacılar devreye giriyor.

2008 yılında Washington Üniversitesi bünyesinde Foldit'i yaratan ekipten biyokimya uzmanı Firas Hatib, otomatiğe bağlanan yöntemlerin tıkandığı noktada insan sezgilerinin çıkış yaratabileceği umuduyla yola çıktıklarını söylüyor.

Uzmanlar sonuçtan o kadar memnun ki, oyuna katılan bazı kişilerin adını da çalışmanın yazarları arasına eklediler.

Küçük ve basit bir protein bile, çok sayıda farklı şekilde kıvrılıp bükülebildiğinden, gelişmiş bilgisayarlar için bile pek çok olası yapıdan hangisinin en ideali olduğunu belirlemek güç.

Uzmanlar proteinler pek çok hastalığın parçası olduğundan, tedavinin de parçası olabileceklerini düşünüyorlar.

Son yıllarda uzmanlar sık sık çok yüklü analiz ve işlem gerektiren bazı projeleri internet üzerinde oluşturulan gönüllü gruplara açarak onların katkılarıyla süreci hızlandırma yoluna gidiyor.

Foldit'in tasarım ekibi lideri Seth Cooper, bu gibi oyunların "bilgisayarlarla insanların güçlü yanlarını birleştirdiğini söylüyor."

Dr. Cooper, "İnsanlar uzamsal mantık yürütebiliyor; bu bilgisayarların henüz fazla parlak olmadığı bir alan" diyor.

Foldit oynayan kişilerin sağladığı bilgiler daha önce de Alzheimer ve kanser araştırmalarına destek verdi.

Ancak makalenin yazarlarına göre, bu vaka bilgisayar oyuncularının uzun süredir gündemdeki bir bilimsel sorunu çözdüğü ilk vaka.

9/09/2011

kronik ağrılara sebep olan gen bulundu uzun vadeli ağrılar için ilaç geliştirilecek

    9/09/2011 04:32:00 ÖS   Yorum yok

Kronik ağrıya yol açan geni bulduklarını ilan eden bilimadamları, bu sayede uzun vadeli ağrıları tedavi için yeni ilaçlar geliştirilebileceğini söylüyor.


Science adlı bilimsel araştırma dergisinde yer alan çalışmaya göre, Cambridge Üniversitesi uzmanları farelerin ağrıya duyarlı sinirlerinden HCN2 adı verilen geni çıkardı.

 uzun vadeli ağrılar
Geni 'silmek', kronik ağrıları yok etti, ancak akut acı hissini engellemedi.

Uzmanlar bu bulgu doğrultusunda yeni hedefin HCN2 geninin ürettiği proteini bloke edecek özel ilaçlar geliştirmek olacağına inanıyor.

Dünyada milyonlarca kişi romatizma ve başağrısı gibi kronik ağrılarla yaşıyor.


Sadece İngiltere'de her yedi kişiden biri kronik ağrı çektiğini söylüyor.

Sinirlerin acıya duyarlı uçlarında HCN2 geninin bulunduğu uzun zamandır biliniyordu ancak ağrıyı düzenleyici etkisi anlaşılmamıştı.
Romatizmadan, diyabet ve bel ağrılarına

Bu araştırmada önce hücre kültürleri içindeki sinirlerden HCN2 geni alındı ve elektrik ile verilen uyarılar ardından sinirde değişiklik olup olmadığı incelendi.

Sonraki aşamada ise HCN2 geni alınmış fareler incelendi.

Farelerin farklı şekil ve düzeyde acı veren uyaranlardan kaçınma hızını ölçen bilimadamları, geni çıkarmanın sinirlerin hasar görmesiyle oluşan nöropatik ağrıları da ortadan kaldırdığı sonucuna vardı.

Kronik ağrılar genelde iki şekilde ortaya çıkıyor: Yangılı ve nöropatik.


Yangılı ağrılar, yanık ya da romatizma gibi uzun süre devam eden bir hastalık, yaralanma ya da sakatlanmanın sonucunda, sinir uçlarını hassaslaştırarak ağrı algısının yoğunlaşmasına yol açıyor.

Nöropatik ağrılar ise sinirlerin hasar görmesi ile oluşan ve ömür boyu sürebilen ağrılar. Çalışmada, çok yaygın görülmesine rağmen, varolan ilaçların bu tür ağrının tedavisinde fazla etkili olmadığı belirtiliyor.

Diyabet ve zona hastaları ile kanser için kemoterapi görenlerin yanı sıra, bel ağrısı ve diğer kronik ağrılar çekenler de bu gruba giriyor.

Cambridge Üniversitesi Farmakoloji Bölümü Başkanı ve araştırma grubunun lideri olan Profesör Peter McNaughton, bu insanlar için umut doğduğunu söyledi.

"Acı duyusu için pek çok farklı gen kritik rol oynuyor. Bunlara müdahale edilmesi ise genellikle tüm ağrıları, hatta genel olarak hissetme yetisini ortadan kaldırıyor." diyen McNaughton, kendilerinin ise bu geni çıkarmak ya da ilaçlarla bloke ederken normal acı duyusunu etkilemediğini belirtiyor.

Acı duyusunu korumanın 'bireyin kendisini koruma refleksleri açısından çok önemli' olduğunu vurguluyor.

Sırt ve bel ağrıları konusunda destek sağlayan BackCare adlı kuruşun başkanı Dr. Brian Hammond da bulguları memnuniyetle karşıladı.

"Kronik ağrının yol açtığı ızdırabı hafifleten etkin bir tedavi geliştirilmesi çok sevindiricidir. Ağrıyı azaltırken bedenin uyarı mekanizmalarını muhafaza edebilen bir çözüm ise büyük bir atılımdır" dedi.

8/17/2011

fazla kilolu erkeklerin yüzde beş kilo vermesi durumunda bile cinsel hayatında iyileşme sağlıyor

    8/17/2011 07:15:00 ÖS   Yorum yok

Hayatın bir çok alanını olumsuz etkileyen fazla kiloları vermek cinsel hayatı da geliştiriyor.


 cinsel hayatında iyileşme
ABD'de yapılan bir araştırmada, kilolu erkeklerin kilolarının sadece yüzde 5'ini vermesi ile ereksiyon probleminde ve cinsel istekte iyileşme sağlandığı ortaya çıktı.

Cinsel tıpta uzmanlaşmış Sexual Medicine Dergisi'nde yayınlanan bir araştırmada, kilolu erkeklerin sekiz haftada kilolarının sadece yüzde 5'ini vermesi sonucu ereksiyon sorunu, cinsel istek ve idrar yolu hastalığının belirtilerinde iyileşme görüldüğü belirlendi.

Los Angeles Times gazetesinin yansıttığı araştırmada, vücut kitle endeksi 30 olan ve tip 2 diyabet hastası 31 obez erkeğin incelendiği belirtilerek, katılımcılardan bazılarının sıvı gıdaları içeren düşük kalorili yiyecekler bazılarının ise yüksek proteinli, düşük yağ oranlı gıdalar tüketerek her gün 600 kalori daha az aldıklarına dikkat çekiliyor.


"Düşük kalorili besinler proteine göre daha çok kilo verdiriyor"


Araştırmada, düşük kalorili besin tüketenlerin kilolarının yüzde 10'unu verdiği ve bel çevresinin yüzde 10 daraldığı belirtillirken, yüksek protein diyeti yapanların ise kilolarının yüzde 5'ini verdiği ve bel çevresinin de yüzde 5 daraldığı ifade ediliyor.

Ancak, katılımcıların hepsinde kötü kolestrol, ereksiyon sorunu, cinsel istek, idrar yolu hastalığı, dolaşım sisteminin tüm yapılarının (kalp boşlukları, atardamarlar, kılcal ve toplardamarlar, lenf damarları) iç yüzünü örten çok ince bir katman olan ve kardiyovasküler hastalıkların gelişimine neden olan endotel işlev bozukluğunda gelişme gözlendiği vurgulanıyor.

Aynı zamanda, kilo vermenin ve insülin duyarlılığını geliştirmenin testesteron hormonu üretimini ve cinsel performansı arttırdığına dikkat çekiliyor.

7/21/2011

çocuk sahibi olması uzun süren erkekler için yeni bir gen taraması geliştiriliyor

    7/21/2011 09:01:00 ÖS   Yorum yok

Yeni bir araştırma, erkeklerin yaklaşık dörtte birinin spermlerinin genetik farkılılıktan dolayı daha yavaş yüzdüğünü ortaya koydu.


Dölleme yeteneği de buna bağlı olarak yavaşlıyor.

uzun süren erkekler
Science Translational Medicine adlı bilim dergisinde sonuçları yer alan araştırmanın yazarları, çocuk sahibi olması daha uzun süren erkekleri tespit edebilecek yeni bir genetik tarama yöntemi geliştirilebileceğini söylüyor.

Fark, spermin dış yüzeyinde kilit öneme sahip bir proteinin yapısını belirleyen genden kaynaklanıyor.

Bu proteinden yoksun spermler, kadının yumurtasına doğru yüzmekte daha zorlanıyorlar.


Araştırmacılar, farklı gendeki spermlerin dölleme özelliğini yitirmediğini, fakat bu gene sahip erkeklerin bir kadını hamile bırakmasının muhtemelen daha uzun süre aldığını belirtiyor.

DEFB216 koduyla bilinen gendeki mutasyona yaygın biçimde rastlanıyor.


Mutasyonlu genin bir kopyasını ya annesinden ya da babasından devralmış olan erkeklerin toplam nüfusa oranının yarı yarıya olduğu tahmin ediliyor.

Mutasyonlu iki kopyaya sahip (yani hem annesinden hem de babasından aynı genetik mutasyonu devralmış olan) erkeklerin oranı ise dörtte bir civarında.

Çin'de 500'ü aşkın evli çift üzerinde yapılan bir deneyde, kocaları mutasyonlu genin iki kopyasına da sahip olan kadınların hamile kalma olasılığının azaldığı belirlendi. Bu kadınların birkaç ay farkla geç hamile kaldığı görüldü.

ABD, İngiltere, Japonya ve Afrika'da yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar alındı.

7/12/2011

biyolojik gelişmeler için genetik talimatları taşıyan nükleik asit hakkında

    7/12/2011 11:41:00 ÖS   Yorum yok

Deoksiribonükleik asit veya kısaca DNA, tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. 


DNA'nın başlıca rolü bilginin uzun süreli saklanmasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diğer bileşenlerinin inşası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA; bir kalıp, şablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır. Ama başka DNA dizilerinin yapısal işlevleri vardır (kromozomların şeklini belirlemek gibi), diğerleri ise bu genetik bilginin ne şekilde (hangi hücrelerde, hangi şartlarda) kullanılacağının düzenlenmesine yararlar.
nükleik asit hakkında
DNA çift sarmalının yapısı
Kimyasal olarak DNA, nükleotit olarak adlandırılan basit birimlerden oluşan iki uzun polimerden oluşur. Bu polimerlerin omurgaları, ester bağları ile birbirine bağlanmış şeker ve fosfat gruplarından meydana gelir. Bu iki iplik birbirlerine ters yönde uzanırlar. Her bir şeker grubuna baz olarak adlandırılan dört tip molekülden biri bağlıdır. DNA'nın omurgası boyunca bu bazların oluşturduğu dizi, genetik bilgiyi kodlar. Protein sentezi sırasında bu bilgi, genetik kod aracılığıyla okununca proteinlerin amino asit dizisini belirler. Bu süreç sırasında DNA'daki bilgi, DNA'ya benzer yapıya sahip başka bir nükleik asit olan RNA'ya kopyalanır. Bu işleme transkripsiyon denir.

Hücrelerde DNA, kromozom olarak adlandırılan yapıların içinde yer alır. 


Hücre bölünmesinden evvel kromozomlar eşlenir, bu sırada DNA ikileşmesi gerçekleşir. Ökaryot canlılar (yani hayvan, bitki, mantar ve protistalar) DNA'larını hücre çekirdeği içinde bulundururken prokaryot canlılarda (yani bakteri ve arkelerde) DNA, hücre sitoplazmasında yer alır. Kromozomlarda bulunan kromatin proteinleri (histonlar gibi) DNA'yı sıkıştırıp organize ederler. Bu sıkışık yapılar DNA ile diğer proteinler arasındaki etkileşimleri düzenleyerek DNA'nın hangi kısımlarının okunacağını kontrol eder.

7/04/2011

patatesi kızartmak yerine fırında veya haşlama yaparak tüketmek daha sağlıklı

    7/04/2011 09:50:00 ÖS   Yorum yok

Alabama'daki Tuskegee Üniversitesinde görev yapan beslenme ve tatlı patates uzmanı Adelia Bovell-Benjamin, yiyeceklerin kilo almaya etkisinin hazırlanma şekilleriyle de ilgili olduğuna dikkat çekerek, insanların tatlı patatesi kızartmak yerine fırında pişirmeyi ya da haşlamayı tercih ettiği için de daha sağlıklı olduğunu belirtiyor.



Tatlı patates antioksidanlarla dolu

Aynı şekilde pişirildiklerinde renkli yiyeceklerin avantajlı olduğunu söyleyen Bovell-Benjamin, tatlı patatesin antioksidanlarla dolu olduğunu vurgulayarak, tatlı patatesin beta karoten, C vitamini, E vitamini, antioksidan özelliğe sahip antosiyanin ve tatlı patateste depolanan bir protein olan sporamin içerdiğine dikkat çekiyor.
fırında veya haşlama
"Antioksidan, kalp hastalığı ve kanser riskini azaltıyor"

Los Angeles Times'ın yansıttığı haberde, araştırmaların antioksidan yönünden zengin olan besinleri tüketmenin kalp hastalığı ve kanser gibi kronik hastalıkların gelişmesi riskini düşürebildiğine işaret ettiği belirtiliyor.


"Tatlı patates daha uzun süre tok hissetmenizi sağlar"


Aynı zamanda, tatlı patatesin kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan glisemik indeks oranının beyaz patatesten daha az olduğu belirtilerek, düşük glisemik indeksli besinlerin kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olmadığı için pankreası fazla çalıştırmadığı ifade ediliyor.


"Kızartılmış patates felç riskini de yükseltiyor"


Bonnie Liebman adındaki bir beslenme uzmanı da, benzer şekilde kızartılmış patatesin alınan kalori ve tuz miktarını yükselttiğini ifade ederek, yüksek oranda tuz tüketiminin yüksek kan basıncı, kardiyovasküler hastalıklar ve felç riskini arttırdığını vurguluyor.

"Patatesin beyazı da tatlısı da aynı besin değerine sahip"

Haberde, ancak bir karşılaştırılma yapıldığında iki patates türünün de benzer olduğu vurgulanarak, bir porsiyon (100 gram) beyaz patateste, 92 kalori, 21 gram karbonhidrat, 2.3 gram diyet lifi, 2.3 gram protein ve günlük önerilen C vitaminin yüzde 17'sinin olduğu ve tatlı patatesteki miktarların da benzerliğine dikkat çekiliyor.

Bir porsiyon tatlı patateste de, 90 kalori, 21 gram karbonhidrat, 3 gram diyet lifi, 2 gram protein ve günlük önerilen C vitaminin yüzde 35'sinin olduğu ifade ediliyor.

7/03/2011

birinci derece akaraba evliliği olanlarda tespit edilen böbrek yetmezliği geni bulundu

    7/03/2011 01:42:00 ÖS   Yorum yok

Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Birimi, AB 6. Çerçeve ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında keşfedilen gen, birinci derece akraba evliliği bulunan ailelerde tanımlandı.


Çalışma kapsamında ailenin bir çocuğunda tespit edilen gen sayesinde, diğer çocuklar böbrek yetmezliği olmadan tedavi edilebildi.

Genin bulunması, özellikle akraba evliliklerinin sık yaşandığı Türkiye'de böbrek yetmezliği potansiyeli taşıyan hastalığın erken dönemde tanımlanması ve tedavi edilmesi için önem taşıyor.
böbrek yetmezliği geni
Çalışma ABD'deki American Journal of Human Genetics Dergisinde dün itibariyle yayımlanarak bilim çevrelerine duyuruldu.

HÜ Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Ünitesi Öğretim Üyesi ve Nefrogenetik Laboratuvarı Sorumlusu Doç. Dr. Fatih Özaltın, genetik mutasyonları çocuklarda nefrotik sendrom ve son dönem böbrek yetmezliğine neden olan PTPRO (protein tyrosine phosphatase receptor type O) genini ilk kez keşfettiklerini bildirdi.

Genin iki Türk ailede tanımlandığını, her iki ailede de anne ve baba arasında birinci dereceden akraba evliliği bulunduğunu anlatan Özaltın, ailelerden birinde 14 yaşında hastalığı başlayan bir gencin 18 yaşında böbrek yetmezliği görüldüğünü, ailenin diğer bireyinde ise böbrek sorununa ilişkin herhangi bir yakınmanın bulunmadığını aktardı. Bu çocuğun ablasında böbrek yetmezliği bulunduğu için gen taramasına alındığını ve idrarda proteine bakıldığını anlatan Özaltın, bu yolla bu genin taşıyıcısı olduğu ve ileride böbrek yetmezliği sorunu ile karşı karşıya geleceği riskinin erken dönemde teşhis edilebildiğini belirtti.

Özaltın, çocukta genin varlığının tespit edilmesiyle çocukta yoğun bir tedaviye başlandığını ve sonuçta çocuğun böbrek yetmezliğine gidişatının engellendiğini bildirdi.

Eskiden tamamen tedavisiz olan genetik odaklı böbrek yetmezliklerinde bu genin tespitinin ekiplerini çok heyecanlandırdığını dile getiren Özaltın, bu gende mutasyon saptanan hastalarda erken tanı ve tedavi ile son dönem böbrek yetmezliğine gidişin yavaşlatılabileceğini, hatta bazı hastalarda tamamen önlenebileceği yönünde aldıkları sonuçların umut verici olduğunu söyledi.


Nefrotik sendrom nedir?


Doç. Dr. Özaltın, çocukluk yaş grubunda sık görülen nefrotik sendromun, idrarda yoğun protein kaybı ve buna ikincil kan protein düzeyinde azalma, ödem ve kanda lipidlerin artışı ile karakterli bir hastalık olarak tanımlandığını belirtti.

Özellikle Türkiye'de böbrek yetmezliğine neden olan nefrotik sendromun akraba evlilikleri nedeniyle sık göründüğünü, hastalığın ileri aşamalarında diyaliz ve organ yetmezliğinin başladığına işaret eden Özaltın, hastaların bir bölümünün ise bu yönde bir şansı bile bulunmadığını, çok küçük yaşlarda böbrek yetmezliği nedeniyle kaybedildiğini belirtti.
Özaltın, çalışmada saptanan PTPRO geninin bozukluğunun böbrekten çok önem taşıyan ''podosit''in sağlıklı fonksiyon görmesini engellediğini ispatladığını bildirdi.


''7 gen daha önce keşfedilmişti''


Çalışmalarından önce steroide dirençli nefrotik sendroma yol açan 7 genin daha bulunduğunu dile getiren Özaltın, bütün bu genler ile hastaların ancak yüzde 20'lik bir bölümünün açıklanabildiğini ve geri kalan kısmında altta yatan genetik nedenin bilinemediğini söyledi.

Ekiplerinin çekinik özellik gösteren aileler üzerinde çalışarak şu ana kadar hastalıktan sorumlu olduğu bilinmeyen PTPRO geninde mutasyonlar tanımladığını kaydeden Özaltın, şöyle konuştu:
''Diğer resesif genlerin aksine PTPRO mutasyonlarına sahip bireylerin tedaviden fayda görebileceği de bu çalışma ile ispatlandı. Bu durum, genetik tanının tedavideki önemini vurguluyor. Şu ana kadar tedaviye dirençli nefrotik sendromda podosit fonksiyonunu bozan genlerde mutasyon saptandığında tedavi sonlandırılmakta, hastaların yan etkileri yüksek ve pahalı ilaçları gereksiz yere kullanmaları önerilmemekte, diyaliz ve böbrek nakil planlamaları yapılmaktaydı.

PTPRO mutasyonu saptanan hastalarda ise daha yoğun tedavinin faydalı olacağının görülmesi her genetik mutasyonun tek bir kalıp halinde ele alınamayacağını gösteren en önemli kanıt olarak gösteriliyor. Bu nedenle genetik bozukluğa göre tedavi algoritmalarının oluşturulması, tedavilerin kişiselleştirilmesi ve akılcıl tedavi politikalarının geliştirilmesi son derece önem taşıyor.''

Akraba evlilikleri hastalık riskini artırıyor

Türkiye'nin ciddi bir sorunu olan akraba evliliklerinin ''nadir hastalıkların'' ortaya çıkma olasılığını arttırdığını vurgulayan Özaltın, şimdiye dek tanımlanmış nefrotik sendroma neden olan resesif genlerin akraba evliliği olan ailelerde tanımlandığını ve bunların hemen tamamında bir ya da daha fazla Türk ailenin bulunduğunu dile getirdi.

Türkiye'de akraba evlilikleri oranının yüksek olmasının ciddi bir sağlık problemi oluşturduğunun altını çizen Özaltın, şunları kaydetti:
''Bu sorun hükümetlerin sağlık politikalarının da önceliği olmalıdır. Genetik araştırmalar, sadece hastalıkların altında yatan genetik nedenleri aydınlatmakla kalmıyor hastalıkların tedavilerinde de giderek artan bir öneme sahip oluyor.
Bu nedenle genetik hastalıkların sık görüldüğü ülkemizde genetik tanı ve buradan elde edilen verilere göre planlanacak tedaviler ülke kaynaklarını daha etkin kullanan bir toplum olmamızın ön koşulu gibi durmakta.''

6/18/2011

midenin ürettiği protein gastrokin fazlası mide kanserini engellemeye yetiyor

    6/18/2011 12:11:00 ÖÖ   Yorum yok

Güney Kore'de Prof. Park Sang-von ve ekibi, mide kanserine yakalanan 40 hastadan alınan kanser hücrelerini inceledi ve midenin ürettiği Gastrokin 1 (GKN1) adlı proteinin miktarı ile tümörün büyüklüğü arasında bağlantı olduğunu gördü.


mide kanserini engellemeMide kanserinin ilk aşamasında GKN1'in büyük ölçüde azaldığını belirten Park, fazla miktarda proteinin ise kanserin gelişmesini durdurduğunu vurguladı.

Proteinin doğal olarak üretildiğine dikkati çeken Park, vücudun bu proteini daha fazla üretmesinin yolunu bularak, yan etkiler olmadan tümörün büyümesinin kontrol altına alınabileceğini belirtti.


Park ayrıca, midedeki protein seviyesine bakarak doktorların çabucak erken tanı koyabileceğini de ifade etti.

Araştırma, "Journal of Pathology" dergisinde yayımlandı.
cumhuriyet portal

6/15/2011

yapılan araştırmalarda yaşlanmayı geciktirmede bir adım daha atıldı

    6/15/2011 09:33:00 ÖS   Yorum yok

Dünyadaki en önemli araştırma merkezlerinden biri olan Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün Direktörü Francis Collins başkanlığındaki ABD'li bilim adamlarınca yapılan araştırma, çocuklarda görülen yaşlanma hastalığında rol oynadığı belirlenen bir proteinin erişkinlerdeki yaşlanma üzerinde de etkili olduğunu gösterdi.



Yaşlanmanın, hücrelerin yıpranmasıyla ilgili pasif bir mekanizma olduğu yönündeki bilim dünyasında hakim olan görüşü değiştirdiği bildirilen araştırma, yaşlanma mekanizmasının anlaşılmasında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Journal of Clinical Investigation adlı biyomedical dergisinde yayınlanan araştırma, çocukların 7 kat daha hızlı yaşlanmasına yol açan Hutchinson-Gilford Progeria Sendromu hastalığında rol oynayan progerin adlı proteinin, erişkinlerdeki yaşlanmayla bağlantısını ortaya çıkardı.
bir adım daha
Saç dökülmesi, ciltte kırışıklık, damar tıkanıklığı ve artrit gibi genellikle yaşlılarda görülen semptomlarla kendini belli eden, çok nadir görülen genetik bir hastalık olan Hutchinson-Gilford Progeria Sendromu, çocuklarda genellikle 13 yaşında ölümle sonuçlanıyor.
Araştırma hakkında basına açıklamada bulunan Collins, 2003 yılında yapılan bir araştırmanın, yaşlanma hastalığına, toksik progerin proteinini üreten LMNA geninde meydana gelen mutasyonların neden olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

''Yaptığımız araştırma, yaşlanma hastalığına yakalanmış çocuklarda görülen sürecin normal yaşlanma için de önemli bir süreç olduğunu gösterdi'' diye konuşan Collins, hastalarda büyük miktarlarda üretilen, progerin adlı toksik proteinin, normal insanların hücrelerinde de, hücreler ölmeye başladığında üretildiğini belirlediklerini söyledi.
Bunun, genetik bilgilerin korunması işlevini gören DNA'ların telomer adı verilen uç kısımlarıyla progerin adlı proteinin bağlantılı olduğunu gösterdiğini anlatan Collins, ''Bunlar birbirine paralel bilimsel yolaklar üzerindeler ve biz şimdi bunların gerçekten birbirleriyle birleşmiş olduklarını bulduk'' diye konuştu.

Telomerlerin çok kısa ve zayıf hale gediklerinde vücuda hücrenin vücut içindeki yararlı işlevinin sonuna geldiği sinyalini vererek progerin üretimini tetiklediğini anlatan Collins, çalışmalarının, yaşlanmanın, hücrelerin yıpranmasıyla oluşan pasif bir mekanizma değil, hücrelerin içinde programlanmış aktif bir biyolojik mekanizma olduğunu gösterdiğini vurguladı.

''Elimizde, açık bir biçimde, resmin tamamı yok'' diye konuşan Collins, yaşlanmanın biyolojik mekanizmasının anlaşılması için daha fazla çalışma yapmaya ihtiyaç bulunduğunun altını çizdi.

Yaşlanma sürecinin anlaşılmasının normal yaşlanmanın geciktirilmesi için yeni yollar bulunmasına imkan sağlayacağını ifade eden Collins, elde ettikleri bilginin nadir görülen hastalıklar için fon ayrılmasının ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koyduğuna dikkati çekti. Collins, ''Genellikle nadir hastalıklardan elde edilen bilgiler, bize daha sık rastlanan hastalıklar hakkında bir şeyler öğretir'' değerlendirmesini yaptı.
cumhuriyet portal

4/22/2011

kemik erimesine karşı kemik oluşumu sağlayan mucize aşı geliştirildi

    4/22/2011 09:22:00 ÖS   Yorum yok
 mucize aşı geliştirildi

Özellikle kadınlarda menopoz döneminde yaşanan, ölümlere yol açan kemik erimelerine karşı yeni kemik oluşumu sağlayan muhteşem bir aşı geliştiridi.
Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklılığının azalması, yani kalitesinin düşmesi.


Kemik erimesinin şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artıyor. Kemik erimesi, zamanında yakalanıp önlenmezse sakatlıklara ve ölüme neden oluyor.

Dünyada kalp-damar hastalıkları ve kanserden sonra bilinen 3. ölüm nedeninin osteoporoz olduğu bildirilirken bu sinsi hastalıktan kurtulmak için bilimadamları mucizevi bir aşı geliştirdi.

Kemik erimesi için kullanılan ilaçlar kemiğin erime sonucu kırılmasına yol açıyordu.Ancak aşı yeni kemik oluşumuna yardımcı olacak.


İngiliz Dailyi Mali gazetesinin haberine göre aşı, yeni kemik oluşumunu engelleyen sclerostin proteinini bağlıyor.Bu proteinin çalışmasını engelleyen yeni ilaç kemiğin yenilenmesini hızlandırıyor.

400 kadın üzerinde yapılan çalışmada olumlu sonuç veren ilaç Amerikan ve Belçikalı iki şirket ortaklığında geliştirildi.

Araştırmada yer alan kadınlara ilaç ayda bir ya da üç ayda bir enjekte edildi.Kemik erimesi ilaçlarının ise hergün alınması gerekiyor.

Sonuçları son derece olumlu görülen ilaç üç yıl içinde piyasaya sürülecek.
trt türk

4/12/2011

süt asidi ve alkol fermantasyonu ile yapılan mucize içecek kefir her derde deva

    4/12/2011 10:56:00 ÖS   Yorum yok
her derde deva

Çok eski yıllardan beri özellikle Kafkaslar'da yapılan, bugün ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde ticari amaçla üretilen süt asidi ve alkol fermantasyonu yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi bir Türk içeceği Kefir...


Kefir Nedir?
Kefir, kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının birarada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir.

Kefir çok karışık bir mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık ya da buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.

Kafkas Türkleri'nin Gençlik İksiri

Kafkas Türkleri kefiri su yerine içmekte ve gençlik iksiri olarak kullanmaktadır. Kafkaslar'dan dünyanın her tarafına yayılan Türkler, bu içeceklerini beraberinde dünyanın her tarafına götürmüş ve yaymıştır.

Şu anda bilimsel araştırma yapan fakülteler başta olmak üzere kefirin faydaları üzerinde ciddi çalışmalar yapilmakta ve önemli sonuçlara ulaşılmaktadırlar.

Neye İyi Gelir?
Kullanımı ve hazmı çok kolay olan kefir hücre yenileme özelliğine sahiptir. Mucize içecek kefir özellikle bağırsaklardaki maddelerin küreselleşmesini önlediğinden ömür uzatıcı olduğuna inanılır.

Kefir protein, yağ, laktoz ve mineraller bakımından hayli zengindir. İlaç tedavisi kesilmeden kullanıldığı zaman kandaki kötü kolestrolü azaltır, tansiyonu düşürür, idrarı sulandırır.

Her Derde Deva
Vücuttan atılması gereken maddelerin atımını kolaylaştırır, bağırsak hareketlerini hızlandırır, bulaşıcı sarılık, eklem hastalıkları, ishal, kabız, kan kaybı, idrar torbası hastalıları, doğum sorunları, şeker düşmesini ve önemlisi kanseri geciktirir.

Hazmının kolay, proteince zengin oluşu nedeni ile kefir hastalar ve çocuklar için de önemli bir besindir. Hatta 20-30 günlük çocuklara bile günde 1-2 kaşık içirilmesi önerilmektedir.

Ayrıca yapılan araştırmalarda kefirin kadın ve erkeklerde cinsel gücü arttırdığı da bildirilmiştir.

Cilde Faydalı
Kefir, hücre yenileme sayesinde de kadınlar tarafından cilt maskesi olarak kullanıldığı da bilinmektedir.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Sezgin, Japonya' da fareler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre kefirin içinde yer alan maddelerin kanseri %53,6 oranında azalttığını ve ayrıca kefirin kanseri önleyici ilaçlarla kullanılması halinde kanserin tekrarlanma riskinin %67 oranında azalttığını da ortaya çıkarttığını belirtmiştir.

Sinirsel Hastalıkların Tedavisinde...

Ayrıca kefir: sinirsel rahatsızlıklara, iştahsızlık ve uykusuzluk için de yararlı olmaktadır. Ülser, yüksek tansiyon, bronşit, astım hastalarının tedavisinde de kullanılmaktadır.

Kefiri yaşı ne olursa olsun her yaştaki insan kullanabilir. Yan etkisi yoktur. Çocuklara bile rahatlıkla verilebilir.

Yapılan çalışmalar, kefirin, iştahsızlık ve uykusuzluğa da iyi geldiğini göstermiştir.
trt türk

4/04/2011

çinde 300 ineğe insan geni enjekte ederek anne sütüne eşdeğer süt ürettiler

    4/04/2011 05:53:00 ÖS   Yorum yok
anne sütüne eşdeğer

Çin'in başkenti Pekin'deki Ziraat Üniversitesi'nde anne sütü veren inek yetiştirildi.


Araştırmaya öncülük eden Prof. Ning Li, 300 kadar ineğe insan geni enjekte edildiğini, bu hayvanların şimdi, anne sütüyle aynı içeriğe sahip süt vermeye başladığını söyledi.

Anne sütünün, bebeklerin bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve enfeksiyon riskini azalttığı biliniyor.

Bilimadamları, genetik yapısı değiştirilmiş bu hayvanlardan elde edilen sütün anne sütüne ve bunun yerine kullanılan mamalara alternatif olabileceğini belirtiyor.

Uzmanlar, bu ürünün 10 yıl içinde süpermarket raflarında yerlerini almasını umduklarını söylüyor.


İngiliz uzmanlar da sütün büyük faydalar getireceğini belirtmekle birlikte, bu gelişmenin genetiğiyle oynanmış gıdalara muhalefeti alevlendirebileceğini vurguluyor.
'GDO'lu gıdalara muhalefet artabilir'

Bu teknolojiye karşı çıkan gruplar ve hayvan hakları savunucuları bu sütün güvenliği ve hayvanların sağlığına olası etkileri konusunda şüphe belirterek buluşa sert tepki gösterdi.

Prof. Ning Li, genetik yapısı değiştirilmiş sütün, normal inek sütü kadar güvenliği olduğunu söylüyor.


Li, "Anne sütü, bebeğin gelişimi için ideal oranlarda protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler içeriyor. Her gün tükettiğimiz süt de bize temel gereksinimleri sunuyor. Ancak sindirim ve emilim sorunları var" diyor.
bbc türkçe sağlık

3/28/2011

kabuklu yemişler arasında insan vücuduna en faydalı yemiş ceviz

    3/28/2011 08:03:00 ÖS   Yorum yok
faydalı yemiş ceviz
ceviz

Amerikalı bilim adamlarına göre, en sağlıklı kabuklu yemiş ceviz.
Pennsylvania'daki Scranton Üniversitesi'nden araştırmacılar, kabuklu yemişler arasında en çok antioksidanın cevizde bulunduğunu açıkladı.


Antioksidanların vücudu hastalıklara karşı korumada etkili olduğu biliniyor.
Diğer kabuklu yemişlerin de faydalı besin değerlerine sahip olduğunu söyleyen araştırmacılara göre, ceviz ise fıstık, badem ve şam fıstığından daha sağlıklı.

'Az, düzenli ve kavurmadan tüketin'

Araştırmayı yürüten doktor Joe Vinson, cevizdeki antioksidan miktarının diğer kabuklu yemişlerden ortalama iki kat daha fazla olduğunu, ayrıca daha yüksek kalite ve etkinlikte olduğunu söylüyor.
Araştırmaya 9 farklı tür kabuklu yemiş dahil edildi.
Cevizdeki antioksidanların E vitamininden 2 ila 15 kat daha kuvvetli olduğu da araştırmada tespit ediliyor.

Kabuklu yemişlerin protein, vitamin, mineral ve lif içerdiği biliniyor.

Daha önceki araştırmalar, düzenli olarak az miktarda kabuklu yemiş tüketmenin kalp rahatsızlığı ve bazı kanser türlerinin riskini azalttığını göstermişti.
Vinson, kabuklu yemişlerin kavrulmasının antioksidanların kalitesini düşürdüğünü de ekliyor, cevizin bu yönden kavrularak tüketilen yemişlere göre daha şanslı durumda olduğunu belirtiyor.
bbc türkçe sağlık

12/15/2010

domates peynir su diyeti hayatına maloldu

    12/15/2010 04:33:00 ÖS   Yorum yok
diyeti hayatına maloldu

Bulgaristan’da domates-peynir-su diyetiyle 3 ayda 15 kilo veren 14 yaşındaki Aysun hayatını kaybetti

Bulgaristan’da 3 ayda 15 kilo verdikten sonra, sadece su içmeye başlayan 14 yaşındaki Türk kökenli kız öldü. BTV adlı özel televizyon kanalının haberine göre, Tırgovişte kentinde yaşayan Aysun ismindeki çocuk, zayıflamak için “protein ve sebze” ağırlıklı beslenmeye başladı.
© 2014 deva arayanlar . Designed by Bloggertheme9
Proudly Powered by Blogger .