-->
bilim adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/19/2012

felç hastaları için çare burundaki hücrelerde bulundu

    11/19/2012 06:25:00 ÖS   Yorum yok

Bilim adamları, köpeklerin burunlarından aldıkları hücrelerle, omuriliklerini onararak tekrar arka ayaklarını kullanmalarını sağladı.

Tekrar yürüyebilen Jasper adındaki köpek
Araştırmada laboratuar denekleri değil, gerçek hayatta omuriliği zarar gören köpekler kullanıldı.

Araştırmayı yürüten Cambridge Üniversitesi ekibinden Profesör Robin Franklin "Bulgularımız heyecan verici, zira ilk kez olfaktör hücre nakliyle omuriliklerdeki hasar büyük oranda giderilebildi." dedi.

Franklin "Aynı tekniğin insanlarda da düzelme sağlayacağından eminiz, ancak bu kaybettikleri hareket kabiliyetini tamamıyla geri kazanacakları anlamına gelmiyor" diye konuştu.

Tıp dünyasında İngilizce başharfleriyle kısaca OEC olarak anılan burun mukozasındaki olfaktör hücreler, sinir liflerinin yardımıyla burun ile beyin arasında iletişimi sağlıyor.

Bu hücrelerin omurilik tedavisinde yararlı olabileceği bir süredir biliniyordu.

Daha önceki araştırmalar olfaktör hücrelerin omuriliğin zarar gören ve görmeyen kesimleri arasında köprü kurmaya yardımcı olabileceğini göstermişti.

Tedavinin insanlara uygulanması güvenli olmasına karşın, ne derece etkili olacağı henüz bilinmiyor.

Tedavi sayesinde arka ayaklarını kullanabilen Jasper adındaki köpek

Sonuçları 'Brain' (Beyin) adlı nöroloji dergisinde yayınlanan araştırmada kaza ve bel sorunları yüzünden omuriliği incinen 34 evcil köpek incelendi.

Omuriliklerindeki hasar yüzünden arka ayaklarını kullanamayan ve sırt bölgesinde ağrı hissedemeyen köpeklerin burunlarından alınan hücreler birkaç hafta laboratuar ortamında büyütüldükten sonra omuriliğe nakledildi.

Araştırmada çoğunlukla Türkçe'de sosis köpeği olarak anılan dachshund türü köpekler kullanıldı.

34 köpekten 23'üne hücre nakli yapıldı, diğerlerine ise zararsız bir sıvı verildi.

Hücre nakli yapılan köpeklerin çoğu büyük ölçüde iyileşti ve tasma yardımıyla koşu bandında yürümeyi başardı.

Sahibi, önceden sakat olan Jasper adındaki köpeğinin tedaviden sonra "evin içinde dört dönmeye" başladığını söylüyor. bbc türkçe

10/06/2011

bilim adamları klonlama tekniği kullanarak kişiye özel kök hücre ürettiler

    10/06/2011 09:01:00 ÖS   Yorum yok

Amerikalı bilim adamları, bir tür klonlama tekniği kullanarak kişiye özel kök hücreler yarattıklarını söylüyor.


New York Kök Hücre Vakfı Laboratuarı'nda yapılan araştırmada bir yetişkinin deri hücresinden alınan genetik materyal insan yumurtasına aktarıldı.
kişiye özel kök hücre
Daha sonra yumurta laboratuar ortamında büyütülerek embryonun ilk aşamalarına getirildi.

Böylece üretilen kök hücreler hem derinin alındığı yetişkinin hem de yumurtanın kromozomlarını taşıyor.

Kök hücreler, vücuttaki diğer hücrelere dönüşebildikleri için yıpranan organları onarmaya ve yenilerini yapmaya çalışan bilim adamları için son derece önemliler.

Kullanılan teknik "beden hücreleri çekirdek aktarımı" olarak adlandırılıyor.


Bu teknik 1997 yılında, yetişkin bir hücreden klonlanan ilk memeli hayvan olan Dolly'nin basına tanıtılmasıyla üne kavuşmuştu.

New York Kök Hücre Vakfı Laboratuarı'nın baş araştırmacısı Doktor Dieter Egli, klonlama tekniğinin insanlar üzerinde başarıyla uygulanıp uygulanamayacağı konusunda büyük soru işaretleri bulunduğunu söyledi.
Sorunlar

Başka grupların bunu daha önce deneyip başarısız olduklarını belirten Doktor Egli, kendi ekibinin de önce geleneksel teknikleri deneyip başarısız olduğunu kaydetti.

Egli bilim dergisi Nature'da yayınlanan makalesinde, önce bir yumurtadaki genetik materyali çıkarıp yerine bir deri hücresinin kromozomlarını yerleştirdiklerini anlattı.

Yumurta beklendiği gibi bölünmüş, ancak 6-12 hücre aşamasından öteye geçememiş.

Araştırmacılar yumurtanın kendi genetik materyalini çıkarmayıp, deri kromozomlarını buna eklediklerinde ise yumurta gelişimini sürdürmüş.

Ve embryonik kök hücrelerin genelde alındığı kaynak olan, 100 kadar hücre içeren blastosist aşamasına gelmiş.

Normal döllenmeyle oluşan embryolarda, yumurta ve spermden birer dizi kromozom geliyor.

Böylece yetişkinlerde her kromozomdan iki adet bulunuyor.

Ancak bu teknikte yumurtadaki kromozoma, yetişkinin deri hücresinden iki grup koromozom eklendiği için yumrtada her kromozomdan üçer tane bulunuyor - ki bu da sorun yaratabilir.

Doğru sayıda kromozoma sahip olmayan embryolar genelde gelişemiyor.


Down Sendromu da tek bir kromozomdan üç adet bulunması yüzünden meydana geliyor.

Doktor Egli, BBC'ye "Yaptığımız hücreler henüz tedavide kullanılacak gibi değil. Daha çalışmamız gerekiyor, henüz yolun başındayız." dedi.

Newcastle Üniversitesi'ne bağlı Yaşlanma ve Sağlık Enstitüsü'nden Profesör Mary Herbert da bu çalışmanın sorunu çözmediğini ancak bizi sorunları anlamaya bir adım daha yaklaştırdığını söyledi.

Bir diğer grup bilim adamı ise yumurta kullanmadan kök hücre üretmek için bir "kimyasal banyo" tasarlamıştı.

Bu teknikte yetişkin hücre "yeniden programlanarak" kök hücreye dönüştürülüyor.

Ancak oluşan hücrenin kanser yaratan genlere karşı daha zayıf olduğu belirtiliyor.

9/23/2011

felçli hastaların yeniden yürüyebilmesi için robot bacak takviyesi

    9/23/2011 07:38:00 ÖS   Yorum yok

Hollanda'daki bilimadamları felç geçiren kişilerin yeniden yürüyebilmesini sağlamak için robot bacakların yardımına başvuruyor.


Kısa adı LOPES olan 'alt bacak motorlu dış iskeleti" adlı (Lower-extremity Powered ExoSkeleton) prototip cihaz hastanın hem vücudunu hem de beynini yeniden adım atmak için destekliyor.

robot bacak takviyesi
Cihazın ticari üretime geçilmesi ile gelecek yıldan itibaren rehabilitasyon merkezlerine ulaştırılması umuluyor.

9/12/2011

karanlıkta parlayan fosforlu kediler aids hastalığının tedavisine ışık tutacak

    9/12/2011 06:27:00 ÖS   Yorum yok

Genetik değişimden geçirilerek karanlıkta parlar hale gelen bir grup kedi yavrusu, AIDS'e karşı çözüm arayışlarına ışık tutabilir.


Bilim adamları, kedigillerde görülen bir tür AIDS'e karşı bağışıklık kazanmaları için bazı kedilere bir gen ekledi.

aids hastalığının tedavisi
Neture Methods dergisine göre, bu kedilere genellikle denizanalarında bulunan ve fosforlu, yeşil bir görünüm sağlayan GFP adlı proteini üreten bir gen de eklendi.
Gen işaretleyen fosfor sayesinde 'yeşil tekirler'

Uzmanlar bu proteini değişime uğratılan genlerin faaliyetini izlemek için sıkça kullanıyor.

ABD'nin Rochester kentindeki Mayo Kliniği'nden Dr. Eric Poeschla, bu şekilde mikroskop altında ya da ışık tutarak hücreleri kolayca işaretleyebiliyorduk" dedi.

Antiviral yani virüsle mücadele eden genin kaynağı, rhesus makağı denen bir tür al yanaklı şebek. Bu gen, AIDS'e karşı direnç sağlayan bir protein üretiyor.

ABD ve Japonya'daki uzmanlardan oluşan ekip, koruyucu gen ile fosforlu görünüm geninini kedilerin yumurtasına yerleştirmiş.

Bu şekilde ikisi erkek, biri dişi olmak üzere 'fosforlu tekir kediler' dünyaya gelmiş.


Erkek kedinin yavrularına da aynı genler geçmiş olmakla birlikte, onların ışıltısı biraz da solgun.

feline immunodeficiency virusBu şekilde genetik değişime uğrayan yumurtalarla döllenip doğan kedi yavrularının hemen hepsinde AIDS'e bağışık gen belirlenmiş ve vücutlarının hemen her yerinde gerekli protenin üretildiği görülmüş.

Kedilerde AIDS'e yol açan FIV (feline immunodeficiency virus) virüsünün de fazla çoğalamadığı ortaya çıkmış.
FIV'in yayılma şekli HIV gibi

İnsanları etkileyen HIV virüsünde olduğu gibi, FIV virüsü de vücutta enfeksiyonlarla mücadele eden T hücrelerine saldırıyor.

FIV daha çok dünyadaki sayıları yarım milyarı bulan yabani kedilerde görülüyor.

Hastalık daha çok alanlarını savunma peşindeki erkekler arasında ısırma yoluyla bulaşıyor, ancak evcil kedileri de etkileyebiliyor.


Bu yöntemin diğer hayvanlarda görülen AIDS türlerine de uygulanabileceği düşünülüyor.

Hem insanlarda hem de kedilerde bulaşıcı hastalık virüslerini bastıran proteinler, HIV ve FIV'e karşı çaresiz. Çünkü bu virüsler çok gelişmiş saldırı mekanizmalarına sahip.

Ancak bazı maymun türleri bu virüsle mücadele edebilecek güçte proteinlerle donatılmış durumda.

Dr Poeschla'nın ekibi şimdiye dek sadece kedilerden aldıkları hücreler üzerinde incelemeler yaptı ve bunların FIV'e dirençli olduklarını belirledi.

Ancak bir aşamada hayvanlara virüs vererek gerçekten bağışık olup olmadıklarını inceleyecekler.

Dr. Eric Poeschla, "Hayvanlara koruma sağlayabildiğimizi göstermek, insanları korumak için de çok miktarda bilgi edinmemizi sağlar" dedi.

bilim adamları güz çiğdeminden elde ettikleri ilaçla kanserli hücreleri yok etmeyi başardılar

    9/12/2011 12:50:00 ÖS   Yorum yok

İngiltere'de bilim insanları güz çiğdemi (ya da acı çiğdem) bitkisinin özünden elde ettikleri ilacın kanserli hücreleri yok ettiğini söylüyor.


 kanserli hücreleri yok etme
güz çiğdemi-acı çiğdem
Bradford Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, güz çiğdeminin henüz laboratuvar aşamasında fareler üzerindeki deneylerinden elde ettikleri sonuçları açıkladılar.

Ekibin başkanı Profesör Lawrence Patterson, araştırmanın insanlara yönelik yeni bir ilacın geliştirilmesi potansiyeli taşıdığını söyleyerek, güz çiğdemi ekstresinin tümörler üzerinde ''akıllı bir bomba'' kadar etkin olduğunu belirtti.

Araştırmacılar, fare deneylerinden görüldüğü kadarıyla, güz çiğdeminin sağlıklı hücreler üzerinde hiçbir yan etki bırakmadan sadece tümörü hedeflediğini söylüyor.

kanserli hücrelere yöneltme
Eski Mısır'dan kalan arşivlerde adı geçen güz çiğdemi tıp camiasının yüzyıllardır bildiği bir bitki.

Öne çıkan belli başlı özelliklerinden biri, zehirli olması.


Bradford Ünversitesi'deki ekip, bitkinin toksik etkisini sadece kanserli hücrelere yöneltmeyi başardıklarını söylüyorlar.

Deneme aşamasındaki ilaç, sadece tümörlerin saldığı bir kimyasalla karşılaşınca faal hale geliyor.


Deney fareleri üzerinde yapılan araştırmada, beş ayrı tipte kanserden kaynaklanan katı tümörlerin yarısının tek bir dozda etkin şekilde iyileştiği görüldü.

Araştırmacılar, bunun kesin bir çare olarak algılanamayacağını; fakat insanlar üzerinde iki yıl içinde klinik deneylere başlamayı umduklarını belirtiyorlar.

9/09/2011

kronik ağrılara sebep olan gen bulundu uzun vadeli ağrılar için ilaç geliştirilecek

    9/09/2011 04:32:00 ÖS   Yorum yok

Kronik ağrıya yol açan geni bulduklarını ilan eden bilimadamları, bu sayede uzun vadeli ağrıları tedavi için yeni ilaçlar geliştirilebileceğini söylüyor.


Science adlı bilimsel araştırma dergisinde yer alan çalışmaya göre, Cambridge Üniversitesi uzmanları farelerin ağrıya duyarlı sinirlerinden HCN2 adı verilen geni çıkardı.

 uzun vadeli ağrılar
Geni 'silmek', kronik ağrıları yok etti, ancak akut acı hissini engellemedi.

Uzmanlar bu bulgu doğrultusunda yeni hedefin HCN2 geninin ürettiği proteini bloke edecek özel ilaçlar geliştirmek olacağına inanıyor.

Dünyada milyonlarca kişi romatizma ve başağrısı gibi kronik ağrılarla yaşıyor.


Sadece İngiltere'de her yedi kişiden biri kronik ağrı çektiğini söylüyor.

Sinirlerin acıya duyarlı uçlarında HCN2 geninin bulunduğu uzun zamandır biliniyordu ancak ağrıyı düzenleyici etkisi anlaşılmamıştı.
Romatizmadan, diyabet ve bel ağrılarına

Bu araştırmada önce hücre kültürleri içindeki sinirlerden HCN2 geni alındı ve elektrik ile verilen uyarılar ardından sinirde değişiklik olup olmadığı incelendi.

Sonraki aşamada ise HCN2 geni alınmış fareler incelendi.

Farelerin farklı şekil ve düzeyde acı veren uyaranlardan kaçınma hızını ölçen bilimadamları, geni çıkarmanın sinirlerin hasar görmesiyle oluşan nöropatik ağrıları da ortadan kaldırdığı sonucuna vardı.

Kronik ağrılar genelde iki şekilde ortaya çıkıyor: Yangılı ve nöropatik.


Yangılı ağrılar, yanık ya da romatizma gibi uzun süre devam eden bir hastalık, yaralanma ya da sakatlanmanın sonucunda, sinir uçlarını hassaslaştırarak ağrı algısının yoğunlaşmasına yol açıyor.

Nöropatik ağrılar ise sinirlerin hasar görmesi ile oluşan ve ömür boyu sürebilen ağrılar. Çalışmada, çok yaygın görülmesine rağmen, varolan ilaçların bu tür ağrının tedavisinde fazla etkili olmadığı belirtiliyor.

Diyabet ve zona hastaları ile kanser için kemoterapi görenlerin yanı sıra, bel ağrısı ve diğer kronik ağrılar çekenler de bu gruba giriyor.

Cambridge Üniversitesi Farmakoloji Bölümü Başkanı ve araştırma grubunun lideri olan Profesör Peter McNaughton, bu insanlar için umut doğduğunu söyledi.

"Acı duyusu için pek çok farklı gen kritik rol oynuyor. Bunlara müdahale edilmesi ise genellikle tüm ağrıları, hatta genel olarak hissetme yetisini ortadan kaldırıyor." diyen McNaughton, kendilerinin ise bu geni çıkarmak ya da ilaçlarla bloke ederken normal acı duyusunu etkilemediğini belirtiyor.

Acı duyusunu korumanın 'bireyin kendisini koruma refleksleri açısından çok önemli' olduğunu vurguluyor.

Sırt ve bel ağrıları konusunda destek sağlayan BackCare adlı kuruşun başkanı Dr. Brian Hammond da bulguları memnuniyetle karşıladı.

"Kronik ağrının yol açtığı ızdırabı hafifleten etkin bir tedavi geliştirilmesi çok sevindiricidir. Ağrıyı azaltırken bedenin uyarı mekanizmalarını muhafaza edebilen bir çözüm ise büyük bir atılımdır" dedi.

9/01/2011

yeni geliştirilen microçip sensörü kanserli hastanın tümör hareketlerini anında bildirecek

    9/01/2011 12:21:00 ÖÖ   Yorum yok

Alman bilim adamlarının geliştirdiği mikroçip sensörü, yakınlarındaki tümörün büyüyüp büyümediğini belirleyecek şekilde oksijen seviyelerini ölçmeye duyarlı.


hastanın tümör hareketleri
Oksijen seviyesinde azalma, tümörün büyüdüğüne işaret ediyor; böylece hastanın doktoruna gelişmeyle ilgili bilgi iletiliyor.

Sonuçlar doktorun bilgisayarına kablosuz olarak aktarılabiliyor; böylece hastanede tarama yapılması ihtiyacını da ortadan kaldırıyor.

Gelecekte bu cihazın, vücudun tümörden etkilenen bölgesine doğrudan ilaç iletmesini sağlayacak modellerinin de tasarlanması gündemde.

Araştırmacılar, bu sayede kanser tedavilerini, daha fazla hedefe yönelik ve daha az sıkıntılı hale getirecek yöntemler geliştirmeyi umuyor


Münih Teknik Üniversitesi'nden bilim adamları cihazı mevcut yöntemlerle ulaşılması güç tümörleri düşünerek geliştirdi.

Proje müdürü Sven Becker, "Omurgaya yakın yerlerde, alınması bir hayli güç tümörler olabiliyor. Bu tür tümörleri aldığınızda tüm sinir sistemini felce uğratma riski bulunuyor. Ya da hasta yaşlı olduğu için tümör de yavaş büyüyor. Böyle durumlarda tümörü takibe alıp gerekli durumlarda ilaç vermek çok daha iyi" diye konuştu.

Kemoterapi ya da radyoterapi gibi bilinen kanser tedavileri sırasında ilaçlar tüm vücudu etkiliyor.


Ancak Becker, doğrudan tümörün kendisine ulaşılabileceği için, yan etkilerin de azalabileceği görüşünde.

Zira mikroçip sensörüne yerleştirilecek ilaç pompası gerekli durumlarda devreye girecek ve tedaviyi uygulayacak.

Hala çok erken aşamalarında olan mikroçip sensörü projesinin, önümüzdeki on yıl içinde yaygınlaşması umuluyor.

8/15/2011

yeni bir araştırma sonucunda yüksek tansiyona bir virüsün sebep olabileceği saptandı

    8/15/2011 04:26:00 ÖS   Yorum yok

Çin'in başkenti Pekin'deki Çaoyang Hastanesinden bilimadamlarının yaptığı araştırma, uçuk (herpes) virüsüyle bağlantılı CMV (sitomegalovirüs) adı verilen virüs ile yüksek tansiyon arasında bağlantı olabileceğini gösterdi.


virüsün sebep olabileceği
Araştırmaya imza atanlardan Dr. Yang Şinçun, bu virüs ve yüksek tansiyon arasındaki ilişkinin kesinlik kazanması durumunda yüksek tansiyon aşısının ya da bu hastalığa karşı başka tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceğini vurguladı. Yang Şinçun, insanlar üzerinde yapılan araştırmanın başlangıç aşamasında olduğunu ve daha fazla kişinin katıldığı geniş çaplı araştırmaların yapılması gerektiğine dikkati çekti.

Amerikan ''Circulation (Dolaşım)'' dergisinde yayımlanan araştırma, Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre dünya genelindeki bir milyar yüksek tansiyon hastası için umut ışığı olabilir. Hayatının herhangi bir döneminde birçok kişide, bazı enfeksiyonlara yol açan CMV, vücut salgılarıyla (kan, idrar, tükürük) bulaşıyor. CMV enfeksiyonları genelde herhangi bir belirti vermeden geçirilebiliyor. 

Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilinmiyor. 


Bu hastalığın kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkilenen heyecanlı kişilik, şişmanlık gibi bazı etkenlerden kaynaklandığı düşünülüyor. İkincil yüksek tansiyona ise böbrek dokusunda ve böbrek atardamarlarında yerleşen hastalıklar, aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlık, kafa içi basıncının artması, bazı ilaçlar yol açabiliyor. ABD'nin Beth Israel Deaconess Hastanesi'nden bilimadamlarının 2009'da fareler üzerinde yaptığı araştırma da yüksek tansiyonun ana nedeninin CMV olabileceğini göstermişti. 

Çinli bilimadamlarının araştırması, söz konusu virüs ile birincil yüksek tansiyon arasında bağlantı olabileceği bulgularını güçlendirmiş oldu.

7/21/2011

kadınlarda 152 santimetrenin üzerindeki her 10 santim kanser riskini yüzde 16 arttırıyor

    7/21/2011 08:52:00 ÖS   Yorum yok

Oxford Üniversitesi bilim adamları bir milyondan fazla kadın üzerinde yapılan çalışmaların, uzun boylu olmak ile en yaygın kanser türlerinin görülmesi arasında bir bağlantı olduğuna işaret ettiğini açıkladı.


Araştırmaya göre kadınlarda ortalama uzunluk olarak belirlenen 152 santimetrenin üzerindeki her 10 santimetre kanser riskini yüzde 16 artırıyor.

uzun boylu olma
Lancet Oncology dergisinde yayımlanan çalışmanın bulguları büyümeyi kontrol eden kimyasalların tümörleri etkileyebilme ihtimaline işaret ediyor.

İngiliz kanser araştırmaları vakfı Cancer Research UK, uzun boylu kişilerin yalnızca bu çalışma nedeniyle ciddi endişeye kapılmalarının yersiz olacağını açıkladı.

Oxford Üniversitesi araştırmacıları bu çalışma için 1996 ve 2001 yılları arasında 1,3 milyon orta yaşlı kadının vakası üzerinde inceleme yaptı.

Araştırmada sık görülen 10 kanser türü ile uzun boylu olma arasında bağlantı kuruldu.


Buna göre boyu 180 santimetreye yaklaşan kadınların kansere yakalanma riskleri yüzde 37 daha fazla.

Araştırma yalnızca kadınlar üzerine odaklanırken, bilim adamları uzun boylu olma ile kanser arasındaki bağlantının erkekler için de geçerli olduğunu söylüyor.

Bilim adamları, bu bağlantıyı erkekleri de kapsayan 10 kadar benzer araştırmanın sonuçlarına bakarak kurduklarını belirtiyor.

7/01/2011

bebekler üç aylık olduklarında seslerdeki duyguları hissedebiliyor

    7/01/2011 05:16:00 ÖS   Yorum yok

Londra'daki King's College Psikiyatri Enstitüsü'nden araştırmacılar, uyuyan 3 aylık 21 bebek üzerinde yaptıkları elektronik tarama sırasında bebeklerin beyninin farklı seslere göre değişik tepkiler gösterdiğini belirledi.

Daha önceden, insan beyninin ses ve duyguları ne zaman "işleme koymaya başladığı" fazla bilinmiyordu.
seslerdeki duyguları hissedebiliyor
Bilim adamları bu araştırmayla otistik olan ve olmayan beyinlerin nasıl geliştiğini öğrenmeyi umuyorlar.

İşlevselManyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) ile bebeklerin, su akışı veya oyuncak sesi gibi arka plandaki seslerin yanı sıra, gülme, ağlama gibi "duygusal sesler"e verdikleri tepkiler kaydedildi.

İnsan sesi kayıtları çalındığında, bebeklerin beyinlerindeki temporal korteksin, tıpkı yetişkinlerin beyinlerinde olduğu gibi harekete geçtiği görüldü.

Beynin bu bölgesinin, olumsuz ya da üzücü seslere kuvvetli tepki gösterirken, nötr ve sevinçli sesler arasında bir ayrım yapmadığı gözlendi.


King's College'da görevli Prof. Declan Murphy, "Bu buluş, bebek gelişimini anlamamızda önemli bir ilerleme sağlayacak." dedi.

Prof. Murhpy, BBC'ye yaptığı açıklamada, beynin nasıl çalıştiğını saptamanın, nerelerde hata yaptığının anlaşılmasına yardımcı olacağını söyledi.

University College London'da çalışan Dr. Evelyne Mercure de, bulguyu, "Beyindeki özel bölgelerin çok erken yaştan itibaren varolduğunu göstermek açısından ender bir veri." diye niteledi.

Tıbbî araştırmacılar, kardeşleri otistik olan ve kendilerinde de otizmin gelişmesi olasılığı bulunan bebeklerin beyinlerini de taramadan geçirerek farklılıkların ne zaman saptanabileceğini inceliyorlar.

5/24/2011

biyolojik sıvılar sayesinde kan ve idrardan kanser teşhis edilebilecek

    5/24/2011 10:33:00 ÖS   Yorum yok
kanser teşhis edilebilecek

Fransız, Alman ve Amerikalı bilimadamları, kan, idrar ve lenf gibi biyolojik sıvılarda tümörlerin DNA izlerini görebilmek için bir teknik geliştirdi.


Bilimadamları tümör hücrelerinin öldüklerinde içlerindeki maddeyi hücre dışına bırakmasından yola çıktı. Değişime uğramış DNA'nın biyolojik sıvılarda çok az oranda bulunduğunu belirten bilimadamları bugüne dek bunların izlerine rastlamanın imkansız olduğunu vurguladı.

Geliştirilen aşırı duyarlı yeni teknikle daha önce saptanamayan izlerin 20 bin kat küçüğünü bile tespit edebilen bilimadamları, floresan sayesinde tümörlü DNA ve sağlıklı DNA'nın ayırt edilebildiğini, bunun da önemli bir teknolojik gelişme olduğunu ifade etti.

Akciğer ve kalın bağırsak kanserlerine yol açan genler üzerinde çalıştıklarını belirten bilimadamları, başka tür kanserlere yol açan genlerin de inceleleneceğini vurguladı.

Teknik sayesinde hastalığın nüksetme ihtimali ya da en iyi tedavi şeklinin belirlenmesinin de kolaylaşabileceği kaydedildi.


Laboratuvardaki bu başarıdan sonra, bilimadamları yazdan itibaren klinik araştırma için kolları sıvayacak.

Konuya ilişkin makale, Fransız "Le Point" dergisinin internet sitesinde bulunuyor.
cumhuriyet portal

5/05/2011

taze sıkılmış üzüm kızılcık frenk üzümü damar duvarlarını rahatlatıyor

    5/05/2011 12:36:00 ÖÖ   Yorum yok
damar duvarlarını rahatlatıyor

Üzüm, kızılcık ve frenküzümü gibi meyvelerin karışımından oluşan taze sıkılmış meyve suyu kalbe iyi geliyor.


Fransız uzmanlar, domuzlarda kalp damarlarında yaptıkları deneyler sonucu, bu şekilde hazırlanmış meyve sularının, damar duvarlarını rahatlattığını belirledi.

Bilim adamları, damar sağlığını iyileştirip iyileştirmediği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söylüyor.

Araştırma sonuçları, İngiliz Kalp Vakfı'nın sebze ve meyve tüketiminin kalp hastalıkları riskini azalttığı yolundaki bulgularını da güçlendiriyor.

Araştırma kapsamında uzmanlar, polifenol adı verilen ve özellikle dutsu meyvelerde bulunan bir kimyasal maddeyi inceledi.


Sonucunda bu maddenin en aktif olduğu meyvelerin frenk üzümü, yaban mersini, kekremiş (kırmızı yaban mersini), aronya(avcı üzümü), kızılcık ve üzüm olduğu anlaşıldı.

İngiliz Kalp Vakfı'ndan diyetisyen Tracy Parker, yine de neden kimi meyve ve sebzelerin kalbe daha iyi geldiğini hala anlayamadıklarını belirtiyor.

Ancak meyve suyunda daha az lif ve daha fazla şeker bulunduğundan uzmanlar, meyveleri yiyerek tüketmenin daha yararlı olduğunun altını çiziyor.
bbc türkçe

3/28/2011

rus bilim adamları1000 kat radyasyon seviyesinden koruyan aşı geliştirdiler

    3/28/2011 08:33:00 ÖS   Yorum yok
radyasyon seviyesinden koruyan
rus bilim adamları aşı geliştirme

Japonya'daki nükleer tehdit dünyayı korkuturken bilim dünyasında önemli bir gelişme yaşandı. Rusya Bilimler Akademisi, NASA ile birlikte çalışarak radyasyonun insan üzerindeki etkisini yok etmeyi başardı.


Geliştirilen aşı, radyasyondan etkilenen ve en fazla 7 gün yaşayabilen kobaylarda olumlu sonuç verdi. Aşının insan hücreleri üzerinde de etkili olduğu gözlendi.

Radyasyon Seviyesi 1000 Kat Fazla Olduğunda Bile Başarılı

Rusya Vladikavkaz Bilim Merkezi Biyoteknoloji Bölümü Başkanı Profesör Vyaçeslav Maliyev, radyasyon seviyesinin normalin bin katına çıktığı durumlarda bile başarının yakalandığını söyledi.
Nükleer santral kazasının ardından Japon meslektaşlarının projelerine büyük ilgi gösterdiğini belirten Maliyev, aşının Fukuşima'da kurtarma çalışmalarında görev alanlar üzerinde kullanılabileceğini kaydetti.

Çernobil Felaketi Zamanında Olsaydı...

Maliyev, "Eğer Çernobil Nükleer Santrali'nde kurtarma çalışmalarına katılan ekiplere bu aşı verilseydi daha sonra bu vatandaşlar hayatlarını kaybetmezlerdi." dedi.
Ancak gerekli bazı testlerin tamamlanmasının yıllar alabileceği ve aşının şu aşamada klinik düzeyde kullanılmasının düşünülmediği kaydedildi.
trt türk

1/31/2011

hafızayı güçlendirmek için kardiyovasküler egzersiz deneyebilirsiniz

    1/31/2011 06:52:00 ÖS   Yorum yok
kardiyovasküler egzersiz deneyebilirsiniz

Düzenli ve aşırıya kaçmadan yapılan kardiyovasküler egzersizin, 55 yaşın üzerindekilerde hafızayı güçlendirebileceği, böylelikle yaşlılığa bağlı unutkanlığın azalabileceği belirlendi.



ABD'nin Pittsburgh, Illinois ve Rive üniversitelerinden bilimadamlarının araştırmasına 55-80 yaşında unutkanlık sorunu olmayan 120 kişi katıldı.


Katılımcıların yarısına haftada 3 gün 40 dakikalık yürüyüşü içeren bir program önerildi. Diğer katılımcılar sadece esneme hareketleri yaptı.


120 kişinin MR'ı araştırmadan önce, 6 ay sonra ve araştırmanın sonunda çekildi.



Düzenli yürüyenlerin 1 yıl sonra hafızada rol oynayan beyindeki sol hipokampüs bölgesinin hacminin yüzde 2,12, sağ hipokampüsün yüzde 1,97 arttığı görüldü. Diğer gruptakilerin ise sol hipokampüsünün hacminin yüzde 1,40, sağ hipokampüsün yüzde 1,43 azaldığı belirlendi.


Daha önce yapılan bazı araştırmalar, beynin bu bölgesinin yetişkinlikte kendiliğinden daraldığını, bu durumun da hafızayı etkilediğini ve bunama riskini artırdığını göstermişti.


Araştırma, Amerikan PNAS dergisinde yayımlandı.
trt türk 
© 2014 deva arayanlar . Designed by Bloggertheme9
Proudly Powered by Blogger .