![]() |
| Refiye Yılmaz'a Amerika'da aynı anda 4 organ nakli yapıldı |
böbrek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
böbrek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8/19/2013
Refiye Yılmaz'a Amerika'da aynı anda 4 organ nakli yapıldı
seyyah1906
8/19/2013 12:35:00 ÖÖ
Yorum yok
1/18/2012
sütten sonra şimdi de tavukta kanser riski iddiaları ortaya atıldı
seyyah1906
1/18/2012 09:37:00 ÖS
Yorum yok
sütten sonra şimdi de tavukta kanser riski iddiaları ortaya atıldı
uzmanlara göre gdo'lu yemlerle beslenen tavuk ve ineklerin süt ve etinde ciddi tehlike var tavukların iç organlarını bozan gdo onu yiyen insana daha çok zarar veriyor uzmanlara göre gdo'lu yemle beslenen tavuklar çabuk pişiyor piştiğinde geçmiş yıllarda oluşan jölemsi tabaka oluşmuyor oysa bu tabaka insan vücudu için oldukça yararlı doğal ortamda beslenemeyen hayvanların etini sütünü tüketmek karaciğerden böbreklere kadar pek çok organa hasar veriyor peki et süt yapısı bozulmuş homojen yoğurt zararlı peki o zaman ne yiyeceğiz hububat ve bakliyat buğday,bulgur,mercimek,nohut ve fasulyeden yapılan yemek çorba ve tatlılar öneriliyor.
10/25/2011
renal denervasyon yöntemi ile yüksek tansiyon hastalığı tarihe karışacak
seyyah1906
10/25/2011 11:44:00 ÖS
Yorum yok
Türkiye'de ilk kez uygulanmaya başlayan cerrahi müdahale yöntemiyle yüksek tansiyon hastaları sağlığına kavuşuyor.
İlk ameliyet Ankara'da Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıldı.
Kan basıncının yükselmesiyle, kalp damar hastalıklarına ve felce neden olan yüksek tansiyon, günümüzde her yaşın hastalığı.
15 milyon tansiyon hastasının olduğu Türkiye'de, buna bağlı ilaçlar da en çok tüketilenler arasında yer alıyor.
Bu önemli hastalığın tedavisinde, artık yarı cerrahi müdahale sözkonusu: "Renal denervasyon." Diğer bir deyişle, böbrek üstündeki sinirlerin radyofrekans sistemi ile yakılması.
Sinirler kateder yoluyla yani kasıktan girilip yüksek frekanslı enerji ile yakılıyor. Sinirler kesilerek tansiyonun düşmesi sağlanıyor.
Böbrek üzerindeki sinirlere müdahale ediliyor çünkü yüksek tansiyon, insan vücudunda bu organa bağlı olarak gelişiyor.
Türkiye'de ilk defa uygulanan bu yöntem, yüksek tansiyona adeta savaş açıyor.
6/04/2011
ehec bakterisi kırım kongo kanamalı ateşi hastalığı ile aynı belirtilere sahip
seyyah1906
6/04/2011 11:05:00 ÖS
Yorum yok
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Turgut, EHEC'in dizanterinin boyut değiştirmiş hali olduğunu, bilinen bakterinin yayılabilen bir hal aldığını ifade etti.
Hastalığın hayvanların bağırsaklarında bulunan bir bakteri olduğunu ifade eden Turgut, ''Çocuklarda daha sık görülüyordu. Yetişkin kadınlarda görülmeye başladı.
Daha çok çiftliklerde ya da besicilikle uğraşan insanların, o maddelerini işlerken, satarken bulaşmasıyla yayılıyor. Bahçelerde meyveler, sebzeler, gübrelerle temasta bulunuyorsa ve yıkanmadan yeniyorsa onlardan da bulaşma riski var. Dizanteri ya da ishal dediğimiz olay şu an için yetişkinleri de etkileyebilen bir konuma ulaştı. Antijenik özelliğinde bir değişiklik yapabiliyor ki salgın haline geldi'' dedi.
EHEC bakterisinin ishal yapma özelliğinin dışında böbrekleri etkileyen bir konuma büründüğünü belirten Prof. Dr. Turgut, ölümcül olmasının böbrekleri etkisi altına almasından kaynaklandığını söyledi.
Bakterinin beyni etkileyen bir duruma eriştiğini dile getiren Turgut, hastalıkla mücadele konusunda şu önerilerde bulundu:
''Bu hastalıkla mücadelede hijyen önemli. Tüm bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi temiz gıda maddesi tüketmemiz gerekiyor. Meyve ve sebzelerimizi temiz sularla yıkamamız gerekiyor. Gübre kullanırken, meyve ve sebzeleri satarken dikkatli olmak lazım. Süt ürünleriyle de geçebilir.''
Hastalığın ölümcül hale gelmesinin böbrek yetersizliğine neden olmasından kaynaklandığını vurgulayan Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bakteriyi yok etmek çok kolay, ama bakterinin toksinleriyle başladıysa olay kanamalara neden olabilir. Kanamayı durduramıyorsunuz. KKKA hastalığına benzer kanamalar gösteriyor. Böbreği etkiliyor. Böbrek yetmezliği yapıyor, kanamaya neden oluyor, o da durdurulamıyor. Bu bir bağırsak bakterisi. Hayvanların bağırsaklarında bulunan bu bakteri, dışkı yoluyla sebze ve meyvelere, hayvansal ürünlere, oradan da insanlara bulaşıyor.''
cumhuriyet portal
5/30/2011
ispanyada ekoli bakterisinin yayıldığı düşünülen iki sera kapatıldı tahliller sürüyor
seyyah1906
5/30/2011 05:07:00 ÖS
Yorum yok
Alman makamları, 10 kişinin ölümüne yol açan E Koli salgınının kaynağını teyit etmek için tahlilleri sürdürürken, kamuoyunu salatalık yenmemesi konusunda uyardı.
E Koli bakterisinin ölümcül bir türüyle bağlantılı gıda zehirlenmeleri Almana'nın dışında başka Avrupa ülkelerinde de boy göstermeye başladı.
Alman uzmanlar, E Koli taşıyan organik salatalıkların İspanya'dan ihraç edildiğini düşünüyor, fakat henüz laboratuvar testlerinin kesinleşmediğinin altını çiziyorlar.
Normalde ishale yol açan E Koli bakterisinin ölümcül türevi hastalarda böbreklerin iflas etmesine dek uzanan ağır hasara yol açabiliyor.
Çoğunluğu Almanya'nın kuzeyinde bulunan 450'yi aşkın hastadan 10'u ölürken, pazartesi günü Almanya'nın Hamburg kentinden ülkesine dönen Polonyalı bir kadın fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Doktorlar durumunun ciddi olduğunu söylüyor.
Bunun yanısıra İsveç, Danimarka, Hollanda ve İngiltere'de de vakalara rastlandı.
Çek Cumhuriyeti ve Avusturya'da yetkililer İspanya'dan ihraç edilmiş salatalıkların toplatılmasına karar verdi.
İspanya'da salgının kaynağı olduğundan şüphe edilen iki sera kapatıldı. Avrupa Birliği'nden bir yetkili, seraların incelendiğini fakat ölümcül bakterinin Avrupa'nın gıda zincirine başka bir yerden de girmiş olabileceği olasılığını bertaraf etmediklerini belirtti.
Normalde E Koli salgınları küçük çocukları ya da yaşlı nüfusu etkisi altına alırken, bu sefer hastaların yüzde 90'ını orta yaşta yetişkinlerin oluşturması ve bunların üçte ikisinin de kadın olması bilim dünyasını şaşırttı.
Doktorlar, hastalığın insandan insana doğrudan geçmediğini, fakat hastalanmış bir kişinin hazırladığı yemekten yemenin risk taşıdığını belirtiyor.
bbc türkçe
5/28/2011
yaşam süresi türkiyede 50 yıl öncesine göre 50 yaş ortalamasından 73,8'e çıktı
seyyah1906
5/28/2011 10:01:00 ÖS
Yorum yok
Antalya'nın Belek Turizm Merkezi'nde, Akademik Geriatri 2011 Kongresiyle ilgili basın toplantısı düzenlendi.
Basın toplantısına, kongre başkanı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Servet Arıoğlu, Kongre Eş Başkanı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akif Karan, Kongre Genel Sekreteri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Ünitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Cankurtaran, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Ünitesi'nden Doç. Dr. Meltem Halil katıldı.Prof. Arıoğlu, Türkiye'de son yapılan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre nüfusun 72 milyon 561 bin 312 olduğunu, bunun yüzde 7,01'nin 65 yaş ve üzerinde bulunduğunu söyledi. Yaşlı nüfusun yüzde 3,01'nin erkeklerden oluştuğunu vurgulayan Arıoğlu, ''Türkiye'de 2008 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre beklenen yaşam süresinin 73,8 yıla ulaştı. Bu süre 2003 yılında 70,9, 50 yıl önce 50, 30 yıl önce ise 60 yıl idi'' dedi.
En uzun yaşam süresi Nazilli'de
Türkiye'de beklenen yaşam süresinin en uzun olduğu bölgenin Aydın'ın Nazilli ilçesi olduğunu anlatan Arıoğlu, ''Nazilli'de 60 yaş üstü nüfus yüzde 23 olarak belirlenmiştir. Nüfusun yüzde 1,3'ü 90 yaş üstündedir'' dedi.
Arıoğlu, bu durumu Ege tipi beslenme, yöresel ve genetik etkilere bağladı. Arıoğlu, Türk toplumunun yaşlanmakta olduğunu, Türkiye'nin buna hazırlıklı olması gerektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Akif Karan da sadece tıp mensuplarının değil, toplumun da yaşlılık konusunda eğitime ihtiyacı olduğuna işaret ederek, Türklerin yaşı ilerledikçe hastalıklarını yaşlılığa bağlayıp üzerinde durmadıklarını kaydetti.
Karan, yaşlıların her sağlık sorununda mutlaka doktora başvurulmasını önerdi. Yaşlıların doktorların önerdiği ilaçların dışında eş dost tavsiyesiyle ilaç ve bitkisel ürünleri kontrolsüzce kullandığına, ancak yaşlıların ilaçların yan etkilerinden ölüme varan sonuçlara ulaşacak kadar olumsuz etkilendiğine değinen Karan, yaşlıların doktor önerisi dışında ilaç almamaları gerektiğinin altını çizdi.
Karan, antibiyotik gibi bazı ilaçların yanlış kullanımının toplumun tümüne yan etkisi olduğunu da kaydetti. Prof. Karan, günümüzde yaşlıların çantalarında en az 2-3 ağrı kesici bulunduğuna işaret ederek, bu ilaçların bilinçsiz olarak kullanılması halinde böbrek ve kalp fonksiyonları üzerinde ciddi risk oluşturacağını belirtti.
"Evde profesyonel bakım"
Doç. Dr. Mustafa Cankurtaran ise yaşlıların ''Yaşlıyım'' demeden fiziksel açıdan hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Kişinin bitkisel hayata bile girmesine neden olan şeker düşmesine dikkati çeken Cankurtaran, yaşlıların doktor kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye'de 65 yaş üstü 5 milyon vatandaş olduğunu, bunun çok yakında 10 milyona yükseleceğine değinen Cankurtaran, artık yaşlıların evde yaşamlarını sürdürmelerinin zorlaştığını, ancak Türkiye'de yaşlı bakımevi sayısının yetersiz kaldığını bildirdi.
Dünyanın yaşlı bakımevlerinde bakımda belli bir doygunluğa eriştiğini söyleyen Cankurtaran, gelişmiş ülkelerin şimdi evde profesyonel bakıma yöneldiğini kaydetti.
Türkiye'de günümüzde 25 yaşlı bakım şirketi olduğunu bildiren Cankurtaran, bunun sayısının artacağını düşündüğünü kaydetti.
Yaşlılarda beslenme bozukluğu ciddiye alınmalı
Doç. Dr. Meltem Halil ise yaşlanmada beslenme sorunları ve beslenme sorunu geliştiğinde yapılacak tedaviyi anlattı. Beslenme bozukluğunun çok önemsenmeyen, ancak çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu belirten Halil, özelikle huzurevi ve yaşlı bakımevinde beslenme bozukluğunun yüzde 85'lere ulaştığını, beslenme bozukluğu olan hastalarda çeşitli komplikasyonlar geliştiğini söyledi.
Yaşlılığı da planlamak lazım
Basın toplantısının soru ve cevap bölümünde Doç. Dr. Cankurtaran insanların çocukları ve kariyerleri için planlama yaptıklarını, yaşlılıklarını nasıl geçireceklerini planlamadıklarını, oysa günümüzde bunun da çok gerekli olduğunu ifade etti.
Evde bakımı yapılan yaşlıların bez ve ilaç, tıbbi beslenme ürünlerinin geri ödemeleriyle ilgili SGK açısından sorunlar olduğunu bildiren Cankurtaran, bazı ilaç gruplarında yaşlıların ulaşmasını engelleyici maddeler bile bulunduğunu söyledi. Türkiye'de yaşlılığın konforlu geçmesi açısından çok eksikler olduğunu söyleyen Cankurtaran, ''Emekli maaşlarında iyileştirmenin hayata geçirilmesi, ekonomik düzenlemeler yapılması lazım'' dedi.
Prof. Dr. Arıoğlu, yaşlılar arasında intihar oranlarıyla ilgili bir soru üzerine, ''En riskli yaşlı grubu, izole, eskiden beri sosyal ilişkileri iyi olmayan, eşini yakın tarihte kaybetmiş yalnız yaşamak zorunda kalan erkekler. Onların intihara teşebbüsleri teşebbüste kalmıyor, ölümle sonuçlanıyor'' dedi.
Arıoğlu, yaşlı bireyin ağzından bir kez bile ölüm sözcüğü çıkması halinde hemen psikiyatrist desteğine başvurulması gerektiğini, aksi halde yakınlarının büyük vicdan azabı çekebileceğini kaydetti.
Demirel'in yaşı
Bir başka gazetecinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaşını gündeme getirmesini nasıl değerlendirdiklerini sorması üzerine Kongre Genel Sekreteri Cankurtaran, ''Yaş değil verimlilik kriter olmalı, 87 yaşında olması da Süleyman (Demirel) beyin fikrini beyan etmesine engel olmamalı'' diye konuştu.
cumhuriyet portal
3/12/2011
böbrek nakli ve böbrek yetmezliği hakkında doğru sanılan yanlışlar
seyyah1906
3/12/2011 08:58:00 ÖS
Yorum yok
Ülkemizdeki kronik böbrek yetmezliği hastalarının yarısından fazlasının böbrek nakline aday olmasına rağmen; böbrek nakli konusunda halk arasında doğru bilinen yanlışlar, hastaların hayat boyu diyalize girmesine ya da yaşamlarına mal oluyor.
Memorial Şişli Hastanesi Böbrek Nakli Sorumlusu Op. Dr. Burak Koçak, “10 Mart Böbrek Sağlığı Günü” öncesinde, böbrek nakli ile ilgili toplumda yaygın fakat yanlış olan inanışlar hakkında bilgi verdi.
“Kronik böbrek yetmezliğim var; ancak diyalizle gidebildiğim yere kadar gideceğim”
Yanlış! Kronik böbrek yetmezliğinin en ideal tedavisi böbrek naklidir. Kişi diyalize hiç girmeden böbrek nakli olabilirse, en iyi sonuçlar elde edilmektedir. O nedenle biz hastalara daha diyalize ihtiyaç duymadan, kronik böbrek yetmezliği sürecindeyken, diyalize başlamadan hemen önce böbrek nakli olup, hayatlarına konforlu bir şekilde devam etmelerini öneriyoruz.
“Böbrek nakli sonrası yarım insan olacağım”
Yanlış! Canlıdan canlıya yapılan organ nakillerinde vericilerin sağlıklı bir şekilde hastaneye gelmesi, en kısa sürede taburcu edilmeleri ve konforlu bir hayat sürmeleri çok önemlidir. Yapılan tetkikler sonucunda kişinin böbrek vermesi açısından en ufak bir risk görüldüğü takdirde, bu kişiler böbrek vericisi olarak kabul edilmemektedir. Şunu biliyoruz ki; böbrek vericileri bu işlemden dolayı uzun vadede artmış bir böbrek hastalığı riski ile karşı karşıya değildir. Bundan dolayı ameliyatın son derece güvenli olduğu ve bu kişilerin hayatlarına sağlıklı bir biçimde devam ettikleri vurgulanmalıdır.
“Nakil olursam çocuk sahibi olamayabilirim”
Yanlış! Böbrek vericileri ameliyat sonrası rahatlıkla hamile kalıp, sağlıklı bir gebelik sürecinin sonunda çocuk doğurabilmektedirler. Alıcılar için ise durum şöyle özetlenebilir: Böbrek yetmezliği çeken hastalarda üreme yeteneğinde azalma ile birlikte gebe kalma ile ilgili bazı problemler ortaya çıkabilmektedir. Ancak böbrek nakli, sanılanın aksine, kadın hastalarda gebe kalma şansını; erkek hastalarda da üreme yeteneğini artırmaktadır. Bayanlar naklin birinci yılından sonra gebe kalıp, gerekli kontrollerle birlikte rahatlıkla çocuk sahibi olabilmekte ve bebeklerini emzirebilmektedir.
“Nakilden sonra da hayat boyu bol su tüketmek zorunda kalacağım”
Böbrek nakli olan hastalarının günde 1-1,5 litre, idrar çıkaracak şekilde, sıvı tüketmeleri gerekmektedir. Nakil yapılan böbreklerin normal böbreklere göre susuz kalmaya direnci daha zayıf olacağından hastaların dikkatli olmaları önemlidir.
“Ailemde kimseyle aynı kan grubuna sahip değilim. Bu nedenle onlardan organ alamam.”
Yanlış! Böbrek nakli kan uyumlu kişiler arasında yapılabildiği gibi kan uyumsuz alıcı ve verici arasında da yapılabilmektedir. Dünya’daki sonuçlara baktığımızda kan uyumsuz nakillerin başarısının kan uyumlu olarak gerçekleştirilen operasyonlarla aynı olduğu görülmektedir
“Şeker hastası olduğum için böbrek nakli olamam”
Yanlış! Şuanda dünyada böbrek yetmezliğinin en sık sebebi şeker hastalığıdır. Kişi hem şeker hastası ise hem de kronik böbrek yetmezliği sorunu var ise diyalizdeki yıpranma süresi çok daha hızlıdır. Böbrek yetmezliğine bağlı olarak nakilden en çok fayda gören grup, şeker hastalarıdır. Bu nedenle kronik böbrek yetmezliği ve şeker hastalığı olan hastalara hiç diyalize hiç girmeden en kısa sürede böbrek nakli olmaları önerilmektedir.
“Hepatit C hastasıyım, böbrek nakli olamam”
Yanlış! Hepatit C hastaları da aynı şeker hastaları gibi böbrek sağlığı açısından hızla problemli bir sürece girmektedirler. Bu nedenle bu hasta grubu da böbrek naklinden çok büyük fayda görmektedir. C tipi sarılığı olan hastalara da mutlaka en kısa sürede böbrek nakli olmalarını önerilmektedir. Hastalar eğer karaciğer sirozları yoksa rahatlıkla böbrek nakli olabilmektedir. Ama bu hastalarda çok dikkatli olunması gerekmektedir. Çünkü hepatit C siroza yol açmaktadır. Hastanın sirozu varken tek başına böbrek nakli yapılması yeterli değildir. Bu son derece yanlış bir uygulamadır. Bu hastaların hem karaciğer hem de böbrek nakli olması gerekmektedir. Hastaların bu iki naklin beraber yapıldığı bir organ nakli merkezinde değerlendirilmesi ve tedavi süreçlerinin buna göre belirlenmesi önerilmektedir.
“Mesane hastalığı olanlar böbrek nakli olamaz.”
Yanlış! Mesaneye bağırsaktan yama yapılması, mesanenin büyütülmesi gibi ameliyatlarla mesane hastalığı tedavi edildiği takdirde böbrek naklinin sonuçları artık diğer hastalardan farklı değildir. Gelişen teknoloji ve ilerleyen ameliyat teknikleri ile ürolojik hastalıklar böbrek nakli için engel oluşturmamaktadır. Bu bilimsel gerçekleri bilmeden yaşamlarını hala diyalizde sürdüren pek çok hasta mevcuttur. Ancak bu kişilerin başarılı bir böbrek nakli olup, hayatlarını daha konforlu bir şekilde devam ettirebileceklerini bilmeleri gerekir.
cumhuriyet portal
1/03/2011
organ ve doku nakil masraflarını devlet karşılayacak
seyyah1906
1/03/2011 05:49:00 ÖS
Yorum yok
Sağlık Bakanlığı, kol naklinden sonra, yaşamsal öneme sahip olmayan, ancak yokluğu kişilerin hayatını olumsuz etkileyen saç derisi, yüz, rahim, nefes ve yemek borusu, mesane gibi organ ve doku nakillerinin de önünü açmaya hazırlanıyor.
İlk aşamada, kol naklinin devlet tarafından ödenmesi için çalışma yürütülüyor.
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, geçen yıl Türkiye'de ilk kez başarıyla gerçekleştirilen kol naklini de kapsayan, yaşamsal açıdan, nakli zorunluluk taşımayan, ancak kişilerin yaşam kalitesini artıracak organ ve dokuların nakliyle ilgili esasları içeren düzenlemenin tamamlanmak üzere olduğunu bildirdi.
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)







