-->
enfeksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enfeksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6/24/2013

Mide Ülseri Hastalarının Ölümüne sebep olabilecek yeni tehlike

    6/24/2013 11:09:00 ÖS   Yorum yok
mideden yayılan sıvı organlara kadar ulaştı
Mide Ülseri Hastalarının Ölümüne sebep olabilecek yeni tehlike
Tehlike bu kadar büyük mide ülseri erken teşhis edilmesse hayati tehlike yaratabilir basit bir enfeksiyon bile ölüme neden olabilir 

milli atlet binnaz uslu londra'da rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldı iddiaya göre mideden yayılan sıvı organlara kadar ulaştı bu durumun hayati tehlike yaratması herkesi korkuttu.

3/20/2013

Kasık bölgesindeki tüyleri ağda ile almak enfeksiyon riski yaratıyor

    3/20/2013 03:52:00 ÖS   Yorum yok

Fransa'daki bir özel klinikte 30 hasta üzerinde yapılan araştırma, ağda ve traşın ciltte yaptığı tahrişin bazı virüs türlerine uygun ortam hazırladığını ortaya çıkardı.


'Molluscum contagiosum' virüsü kapan 30 yeni hastanın hepsinin de kasık bölgesindeki tüyleri ağda veya traş etmek yoluyla aldıkları ya da kısalttıkları bildiriliyor.

24'ü erkek olan hastaların hepsinde kasık bölgesinde lezyonlar görüldü.

İngiliz Tıp Derneği'nin bir yayın organına bilgi veren araştırma ekibi, kasık bölgesindeki istenmeyen tüyleri aldırmanın erkekler arasında da giderek yaygınlaştığını kaydetti.

'Molluscum contagiosum' virüsü son derece bulaşıcı ve hastalık kapmış biriyle ten teması ya da virüs bulaşmış havlu ya da bezlere dokunmakla geçiyor.

Virüs genelde kendi kendine iyileşiyor ve kırmızı kabartılardan başka bir semptomu bulunmuyor.

Kabartıların sıkılması halinde kanama ve yara izi olabiliyor, enfeksiyonu yayma riski de artıyor.

Araştırmacılar cinsel organ üzerindeki tüyleri almanın siğil gibi bazı ufak enfeksiyonlar için de risk unsuru oluşturabileceğini söylüyorlar. bbc türkçe

3/12/2013

Arı zehiri AIds'e yol açan HIV Virüsünü tahrip ederek yok ediyor

    3/12/2013 03:00:00 ÖS   Yorum yok

Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim insanları, tıp tarihinde çığır açabilecek bir keşifte bulundu. Arının zehir kesesinde bulunan ve sokması ile birlikte salgılanan kimyasal bir maddenin, etrafındaki sağlıklı hücrelere zarar vermeden AIDS'e yol açan HIV'i tahrip ettiği saptandı.


Araştırmacılar, bu maddeyi bir jel haline getirip virüsün buluşmasını engellemeyi hedefliyor. Araştırma ekibinden Joshua L. Hood, "Bu jelin, virüsün hızla yayılma ihtimalinin yüksek olduğu her bölgede engelleyici önlem olarak kullanılabilmesini ve böylece virüsün başkalarına bulaşmasını engellemeyi umut ediyoruz" diye konuştu.

Arı zehirinde bulunan "melittin" adlı madde, HI-virüs hücrelerinin çeperinde delikler açıyor, ancak etraftaki diğer hücrelere zarar vermiyor. Şimdiye dek AIDS tedavisinde kullanılan ilaçlar, virüsün vücutta yayılmasını yavaşlatırken, arı zehirindeki bu madde virüse doğrudan saldırıyor ve enfeksiyon oluşmasını engelliyor.

Deutsche Welle Türkçe

1/05/2013

Japon Araştırmacılar Kansere saldıran hücreleri çoğaltmayı başardılar

    1/05/2013 01:30:00 ÖS   Yorum yok

Doğal olarak az sayıda oluşan bu hücrelerden fazla miktarda üretilip hastaya nakledilmesi yoluyla bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi umuluyor.

Japon araştırmacıların bu çalışması Cell Stem Cell dergisinde yayımlandı.

Uzmanlar sonuçların heyecan verici olduğunu, ancak klinik tedaviye geçmeden önce bu yöntemin güvenli olduğunun kanıtlanması gerektiğini vurguluyor.

Araştırmacıların çalışmasına konu olan hücreler, sitotoksik T hücresi olarak bilinen bir tür akyuvar hücresi.

Hücre duvarlarındaki enfeksiyon ve kanser belirtilerini tespit etme yeteneğine sahip bu hücreler bu belirtileri görünce saldırıya geçiyor.

Tokyo Üniversitesi ve Riken Alerji ve İmmünoloji Araştırma Merkezi'nden ekipler, kök hücre teknolojisindeki gelişmelerden yararlanarak daha fazla sayıda T hücresi üretmeya çalıştı.

Ekiplerden biri cilt kanseri olan bir hastanın, diğeri ise HIV virüslü bir hastanın T hücrelerinden numune aldı.

Bu hücreler kök hücreye dönüştürülüp laboratuvarda çoğaltılarak yeniden kanser ya da HIV'e saldıran T hücrelerine dönüştürüldü.
Yeni bir silah mı?

Ekipler sadece bu hücrelerin laboratuvarda çoğaltılabileceğini kanıtlamış oldu.

Çoğaltılan hücrelerin güvenli bir biçimde yeniden hastaya naklinin ya da böylesi bir nakil durumunda hasatlıkta gelişme kaydedilmesinin mümkün olup olmadığını tespit etmek için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

Riken Merkezi'nde kanser bağışıklık hücreleri konusunda araştırmayı yürüten Dr Hiroşi Kawamoto "Bir sonraki adım, bu T hücrelerinin vücuttaki diğer hücrelere dokunmadan sadece kanser hücrelerini hedef alıp alamayacağını denemek olacak" dedi.

Tokyo Üniversitesi'nden Dr Hiromitsu Nakauchi ise bu tekniğin HIV tedavisinde kullanılıp kullanılamayacağı konusunda netlik olmadığını, kanser ya da enfeksiyon hastalıklarından işe başlamanın daha doğru olabileceğini vurguladı.
'Heyecan verici'

Uzmanlar bulguların cesaret verici olduğunu söyledi.

Galler'deki Cardiff Üniversitesi Avrupa Kök Hücre Kanser Araştırması Enstitüsü'nden Profesör Alan Clarke "Bu, yeni hücre tedavileri geliştirme olanaklarımızı genişleten heyecan verici bir gelişme" dedi.

Clarke, hücrelerin hastalara özgün olarak geliştirilebileceğini, böylece uyum sorununun ortadan kalkacağını vurguladı.

Diğer uzmanlar ise çalışmaların henüz başlangıç aşamasında fakat ümit verici olduğunu ve gelecekti araştırmalara temel oluşturacağını belirtti.

İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı böyle bir tedavinin olası olup olmadığını öğrenmek için henüz erken olduğunu ifade etti.

Newcastle Üniversitesi'nden Profesör Sir John Burn ise T hücrelerini güvenli ve ekonomik bir biçimde çoğaltmanın zor olabileceğini, fakat geleneksel tedavi biçimleri başarılı olamadığında alternatif olarak böyle bir tedaviye başvurmanın mümkün olabileceğini vurguladı. bbc türkçe

9/29/2012

insan vücudunda birkaç haftada eriyecek elektronik ilaçlar geliyor

    9/29/2012 01:16:00 ÖÖ   Yorum yok


James Gallagher

BBC sağlık ve bilim muhabiri

ABD'de bilim insanları vücutta eriyen süper ince elektronik düzenekler yaptı.

Bilim insanları bunların çeşitli tedavilerde kullanıldıktan sonra eriyip gideceğini söylüyor.

Bilim dergisi Science'da yayınlanan makaleye göre bu teknoloji örneğin bir yarayı enfeksiyon kapmasını önlemek için sıcak tutmakta kullanıldı.

Elektronik 'ilaçlar' silikon ve magnezyum oksitten yapılıyor, ipekten koruyucu bir tabakayla kaplanıyor.

Bilim insanları bunların, dayanıklı ve istikrarlı olmaları amaçlanan geleneksel elektronik aletlerin tam tersi olduğunu söylüyor.

Silikon zaten suda eriyen bir madde. Ancak geleneksel elektronikte kullanılan parçalar öyle büyük ki, bunların erimesi çok uzun bir zaman alırdı.

Araştırmacılar bu yüzden muazzam incelikte, birkaç gün ya da haftada eriyebilen nanomembran tabakalar kullanmış.

Erimenin hızını ise koruyucu ipek tabaka belirliyor.

İpek böceklerinden toplanan malzeme eritilerek işlemden geçiriliyor, bu arada kristalleşme şekli vücutta ne kadar süre bozulmadan kalacağını belirliyor.
Çevre dostu telefonlar?

Bu yöntem bugüne dek laboratuarda 64 piksel fotoğraf makinelerinde, ısı algılayıcılarda ve güneş hücrelerinde denenmiş.

Illinois Üniversitesi'nden Mekanik Bilim ve Mühendislik Profesörü John Rogers "Bu yeni bir alan; pekçok fırsat var. Büyük olasılıkla henüz bilemediğimiz kullanım alanları olacak." diyor.

Profesör Rogers, BBC'ye bu teknolojinin ameliyat yaralarında kullanılabileceğini söyledi.

Rogers "Enfeksiyon hastaların hastaneye dönmesinin başlıca sebeplerinden biri. Yarayı kapatmadan önce bunlardan biri içeriye yerleştirilebilir." diyor.

Bu teknolojinin ayrıca vücuda bazı ilaçların yavaş yavaş verilmesinde ya da kalp ve beyin için sensör yapımında kullanılabileceği belirtiliyor.

Bir diğer kullanım alanı ise daha çevre dostu bilgisayarlar ve cep telefonları üretilmesi olabilir. bbc türkçe

5/10/2012

kansere neden olabilecek dört enfeksiyon tipi tespit edildi

    5/10/2012 05:38:00 ÖS   Yorum yok

184 ülkede görülen 27 kanser tipi üzerinde yapılan araştırma sonucunda kansere neden olabilecek dört enfeksiyon tipi tespit edildi.

dört enfeksiyon tipi

Araştırmaya göre Papillom virüsü, Helicobacter pylori ve Hepatit B ve C virüsleri her yıl 1.9 milyon kişinin karaciğer, rahim ve bağırsak kanserine yakalanmasına neden oluyor.

Araştırmayı gerçekleştiren Fransız Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı bu enfeksiyonların neden olduğu kanser vakalarının önlenmesi ve kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olarak algılanması için çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.
'Önlenebilir'

Enfeksiyona bağlı kanser vakaları gelişmekte olan ülkelerde üç kat daha sık görülüyor.


Doğu Asya'da bu tip kanserlerin oranı %22.9 olarak tespit edilirken, İngiltere'de bu oran %7.4'te kalıyor.

Vakaların üçte biri 50 yaşından genç kişilerde kendini gösteriyor.


Kadınlar arasında enfeksiyon kaynaklı kanserlerin yarısını rahim kanseri vakaları oluşturuyor.

Erkeklerde görülen enfeksiyon kaynaklı kanserler ise karaciğer ve mide kanserleri.

Araştırmayı yöneten Dr. Catherine de Martel ve Dr. Martyn Plummer ''Bazı virüs, bakteri ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlar kanser vakalarının en önemli nedenlerinden ve bu vakalar kolayca önlenebilir'' diyorlar.

Bilim adamları ''Zaten bilinen kamu sağlığı methodları ile enfeksiyonların ilerlemesinin engellenmesi, aşı programlarının uygulanması, anti mikrobik tedaviler gelecekte kanser vakalarının gözle görülür oranda azalmasını sağlayabilir'' diyor.

Rahim kanserine neden olduğu bilinen papilloma virüsüne karşı geliştirilmiş bir aşı mevcut.

Karaciğer kanserine neden olan Hepatit B virüsünün de aşısı var.

Uzmanlar ayrıca Helicobacter pylori enfeksiyonlarının antibiyotiklerle tedavi edilmesi durumunda mide kanseri vakalarının da azalacağı inancında.bbc türkçe

kanser hastalarını kemoterapinin yan etkilerinden korumak için kök hücre kalkanı

    5/10/2012 02:40:00 ÖS   Yorum yok

Kemoterapi ilaçları hızla bölünen kanser hücrelerini öldürmeye çalışıyor ancak bu ilaçlar kemik iliği gibi sağlıklı vücut dokularına da zarar veriyor.

kök hücre kalkanı

Science Translational Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırmada genetik olarak modifiye edilmiş kök hücreler kemoterapi sırasında kemik iliğini korumakta kullanılmış.

Cancer Research UK araştırmanın kemoterapinin yan etkileri ile savaşa yepyeni bir yaklaşım getirdiğini söyledi.

Tedavi sırasında zarar gören kemik iliği yeterli kan hücresi üretemiyor.


Tedavi sonucunda daha az akyuvar hücresi üretiliyor bu da enfeksiyon riskini artırıyor.

Alyuvarlardaki azalma ise nefes darlığına ve sürekli yorgunluğa neden oluyor.

Araştırmanın yapıldığı ABD'nin Seattle eyaletindeki Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi'nden bilimadamları kemoterapinin yan etkilerinin kanser tedavisinde büyük sıkıntı yarattığını, bazen tedavinin durdurulmasına neden olabildiğini söyledi.
'Koruma kalkanı'

Araştırmacılar beyin kanseri olan üç hastanın kemik iliğini kemoterapi sırasında kök hücre kullanarak korumaya çalıştılar.

Araştırmacılardan Dr Jennifer Adair ''Kemoterapi tedavisi hem kanser hücrelerine hem de kemik iliklerine saldırıyor ancak bu yeni yöntemle iliklere koruyucu kalkanlar veriyoruz ve tedavide tek zarar gören tümör hücreleri oluyor''

Hastaların kemik ilikleri alındı ve bu iliklerden kök hücre çıkarıldı.


Daha sonra kök hücreler genetik olarak kemoterapiden zarar görmeyecek şekilde modifiye edildi ve vücuda geri yerleştirildi.

Araştırmacılardan Prof Hans-Peter Kiem ''Deney sonucunda hastaların kemoterapi ile daha iyi başedebildiklerini gördük'' dedi.

Araştırmacılar deneye katılan üç hastanın beyin kanserinin o cinsine sahip olan hastalara verilen tahmini yaşam süresi olan 12 aydan çok daha uzun yaşadıklarını söylediler.

Deneklerden biri, tedaviye başlanmasının üzerinden 34 ay geçmiş olmasına rağmen halen hayatta.

Cancer Research UK bilimadamı Prof Susan Short ''Bu çok ilgi çekici bir araştırma ve kemoterapi karşısında vücudu koruma çabasına yeni bir bakış açısı getiriyor'' dedi.

Short ''Ancak deneylerin devam etmesi gerek'' dedi.bbc türkçe

1/03/2012

hong kong'da hükümet binasında her 10 vakadan 1'ini öldürebilen lejyoner bakterisi bulundu

    1/03/2012 04:18:00 ÖS   Yorum yok

Hong Konglu yetkililer, hükümet binalarından oluşan yeni yerleşkede Lejyoner hastalığına yol açan bakterinin bulunduğunu doğruladı.

Lejyoner hastalığı

Sağlık yetkilileri, geçen ay bir bakanın bu hastalığa yakalanarak hastaneye kaldırılması üzerine binalarda inceleme yaptı.

Hong Kong Sağlık Koruma Dairesi yeni hükümet binalarında çeşitli noktalardan su örnekleri topladı. Kimi tuvaletlerde Legionella pneumophila bakterisine rastlandı.

Kantin mutfakları ve Yemek Salonu'na da bakteri bulaştığı belirlendi.


Yapılan araştırmalar sonucu yerleşkeye bulaşan bakteri oranı, kabul edilebilir seviyenin 14 katı üzerinde çıktı.

Yetkililer, henüz yeni kullanılmaya başlanan binaları dezefenkte etme çalışmalarını başlattı.

Hastalığa yol açan bakteri ilk kez 1970'lerde ABD'de Lejyonerlerin bir toplantısı sırasında tespit edilmiş, bu nedenle Lejyoner hastalığı olarak anılmaya başlanmıştı.

Akciğerlerde enfeksiyona ya da zatürreye yol açan bakteri, insandan insana bulaşmıyor. Ancak her 10 vakadan 1'i ölümle sonuçlanabiliyor.


708 milyon ABD dolarına mal olan yerleşke, geçen Ağustos ayında hizmete açılmıştı.

Açıldığı sırada binada mühendislik çalışmaları halen sürmekteydi.

Eski milletvekili ve fizikçilerden Lo Wing-lok, ölümcül virüsün ortaya çıkmasının sebebi olarak binaya alelacele taşınılmasını gösterdi.

12/12/2011

tıpta mide bulandıran nakil dışkı nakli ile hayat kurtarılabiliyor

    12/12/2011 07:44:00 ÖS   Yorum yok

Bir insandan diğerine dışkı nakli ilk bakışta mide bulandırıcı olarak gelse de bazı durumlarda hayat kurtarabiliyor.

dışkı nakli ile hayat

Bazı doktorlar, belli hastalıklarda dengesi bozulan kalın bağırsakları tekrar yararlı bakterilerle doldurmak için bu yönteme başvuruyor.

İngiltere'de Clostridium Difficle Enfeksiyonu (CDI) vakalarında bu yöntemi kullanan tek doktor olduğunu belirten Alisdair MacConnachie, bunun kanıtlanmış bir tedavi şekli olduğunu söylüyor.

Dr. MacConnachie, bu yönteme son çare olarak başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor.

Alisdair MacConnachie'ye göre işin mantığı çok basit. CDI, antibiyotiklerin kalın bağırsaktaki çok sayıda yararlı bakteriyi yok etmesiyle ortaya çıkan bir enfeksiyon. Bu enfeksiyon, hayatta kalan bakterilere patlayıp çoğalacak ve yüksek miktarda toksin üretecek alan sağlıyor. Bunun da ishale yol açtığı ve ölümcül olabileceği belirtiliyor.

İlk seçenek olarak hastalara daha fazla antibiyotik veriliyor. Ama bu yöntem her zaman etkili olmuyor ve enfeksiyon tekrar ortaya çıkıyor.30 gram


Bu yöntemde ise kalın bağırsaklara daha fazla bakteri eklenerek bunların Clostridium Difficile bakterileriyle savaşması ve enfeksiyonun kontrol altına alınması sağlanıyor.

Dr. MacConnachie, İskoçya'nın Glasgow kentindeki Gartnavel Hastanesi'nde 2003'ten bu yana 20 kez bu operasyonu gerçekleştirdiğini söylüyor. Bu hastalardan biri dışında tümü enfeksiyondan kurtulmuş.

Normal tedavi yöntemi sonuç vermezse, hastaya operasyondan bir gece öncesine kadar antibiyotik veriliyor. Hasta daha sonra mide asidini kontrol edecek ilaçlar alıyor.

Operasyon sabahı dışkı verecek kişi hastaneye gelip dışkı örneği veriyor.


Bu kişi genellikle hastanın yakını ve tercihen hastayla aynı evde yaşayıp aynı şeyleri yiyen ve bağırsaklarında benzer bakteriler bulunan kişiler oluyor.

30 gram dışkı tuzlu suyla blender'dan geçiriliyor. Kahve filtresinden geçirilen sıvı, bir boru aracılığıyla burundan mideye gönderiliyor. 

10/21/2011

kene kabusuna türk bilim adamlarının geliştirdiği antiserum tedavisi umut oldu

    10/21/2011 09:40:00 ÖS   Yorum yok

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Kliniği Şefi Prof. Dr. Hürrem Bodur, KKKA hastalığının tedavisinde kullanılan serumla ilgili çalışma konusunda açıklamalarda bulundu.


antiserum tedavisi
KKKA tedavisinde kullanılmak üzere antiserum geliştirilmesine yönelik geçmişte Bulgaristan ve Rusya gibi ülkelerde çalışmalar yürütüldüğünü anlatan Bodur, yeterince antikor geliştiremedikleri için vücutlarında virüs çoğalan bu hastaların yaşamlarını kaybettiklerini söyledi.

Ülkedeki farklı üniversite ve hastanelerden enfeksiyon hastalıkları uzmanı ve veteriner hekimlerin yer aldığı, 2007'de etik kurul onayı alınarak başlatılan bu çalışmanın, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde KKKA tedavisi gören 26 hasta üzerinde yürütüldüğünü ifade eden Bodur, şu bilgileri aktardı:

''Çalışma için ülkemizde görülen KKKA hastalarının tedavisinde alternatif bir yöntem kullanılabilir mi düşüncesiyle yola çıktık. Bu hastalara daha önce KKKA geçirip iyileşen 22 donörden alınan kanlarla üretilen antiserum verildi. Hastaların 11'inde ölüm riski yoktu, 15'inin ise durumu ağırdı. Yani kanlarındaki virüs yükü nedeniyle bu hastalardan yüzde 90'ının hayatını kaybetme riski yüksekti. Durumu ağır 15 hastadan 13'ünün yaşamını yitirmesi beklenirken, antiserumla uyguladığımız tedavi sonrası sadece 2 hastamızı kaybettik.''

Çalışmayı ''umut verici'' olarak niteleyen Bodur, ''(Nihai tedavi bulundu) demek için henüz erken. İncelediğimiz vaka sayımız azdı. Bu nedenle serum ile ilgili çalışmaların devam etmesi gerekiyor'' şeklinde konuştu.

Çalışmanın, Japonya'daki bir bilim dergisinde de yayımlandığını belirten Bodur, hastaların çok büyük bir bölümünde hafif seyreden KKKA'nın kendiliğinden iyileştiğini, yüzde 10 oranında ise ağır seyrettiğini bildirdi.

Hastanede yatarak tedaviye ihtiyaç duyanların bu gruptaki hastalar olduğunu kaydeden Bodur, ''Bu hastaları biz gayet iyi biliyoruz. Çalışmayı da bunlar üzerinde yürüttük. Çalışma sonuçları ilerde daha geniş bir hasta grubunda denenmek üzere değerlendirilecek'' bilgisini aktardı.

Türkiye'nin deneyimlerinden yararlanacak


Öte yandan, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) Başkanlığı tarafından düzenlenen, Türk bilim adamlarının çalışmasının katılımcılarla paylaşıldığı, uluslararası katılımlı çalıştayda, KKKA hastalığı ile ilgili son gelişmeler ve yeni tedavi yöntemleri de masaya yatırıldı.

RSHM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertek, yürütülen çalışmalar sayesinde Türkiye'deki KKKA vaka sayısının son yıllarda azaldığını belirtti.

Vaka sayısındaki artışın 3 yıl önce durduğunu, son zamanlarda da inişe geçtiğini belirten Ertek, çalıştayda Türkiye'nin deneyimlerinin diğer ülkelerle paylaşıldığını söyledi.
Yunanistan'daki Selanik Üniversitesinin öğretim üyesi Prof. Dr. Anna Papa Konitari, ülkesinde KKKA hastalığına rastlanmadığını, tek vakanın 2008 yılında görüldüğünü belirterek, ''Ancak KKKA salgını Avrupa'ya, Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi ülkelere de sıçrayabilir. Buna karşı önlem almak amacıyla Türkiye'nin deneyimlerinden yararlanmak istiyoruz. Zaten o yüzden bu toplantıdayız'' şeklinde konuştu.
© 2014 deva arayanlar . Designed by Bloggertheme9
Proudly Powered by Blogger .