doğal tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğal tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2014 Cuma

Kan renginde sıvısı her derde deva olan Dragon Ağaçları

Cuma, Ocak 10, 2014 - Yorum Yok
iyileştirici ve tedavi ediciKesildiği ya da gövdesine darbe aldığı zaman kırmızı renkli bir sıvı akıtan bu ilginç ve sıra dışı ağaç, Hint Okyanusu kıyısında Somali sahillerinde bulunuyor.

Ağaçtan süzülen kanlı sıvı ise binbir derdin devası olarak görülüyor. Öyle ki bir damlası 3 tam elmadan daha fazla antioksidan içermesi ile biliniyor.

Ejder-Dragon Ağaçları, özsuları kırmızı-kan rengi olan ağaçlardır. Gövdeleri yaralandığı zaman sızan kırmızı kan rengi özsıvıları nedeni ile ejder ağaçları olarak adlandırılırlar.

Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda, kırmızı rengi veren özsu içinde, insan ve hayvanların kanında bulunan hem’in (hemoglobulin içindeki demir) bulunduğu gösterilmiştir.

Ejderha Kanı reçinesinin iyileştirici ve tedavi edici gücü
Amazon yağmur ormanlarının yerli kabileler tarafından yüzlerce yıldır bilinmekte ve cilt için en etkili bitkisel madde olarak kabul edilmekte.

cilt sorunlarını iyileştirmedeBir çok klinik ve bilimsel araştırmalar Ejderha Kanı reçinesinin cilt problemlerinde etkili olduğunu göstermekte.
Amazon ormanındaki yerliler, bu reçineyi yüzyıllardır kanamaları durdurma da, yaraları dezenfekte etmede ve her tür cilt sorunlarını iyileştirmede kullanmakta.

Bu yöredeki kabilelerce, deri sıyrıkları, yara ve kesikler, yanıklar, ağız ülseri, böcek ısırıkları, egzama, sedef, akne, sivilce, dudak uçuklarına ve daha başka rahatsızlıklara karşı Ejderha Kanı, lokal ve oral olarak kullanılmakta.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Astım tedavisinde umulmadık fayda sağlayan yiyecekler

Pazartesi, Ocak 06, 2014 - Yorum Yok
lifli yiyeceklerAstım hastaları için tamamen tahıldan oluşan lifli yiyecekler ve meyve sebzelerin umulmadık faydalarının olduğu ortaya çıkarıldı Fareler üzerinde yapılan ve sonuçları Natural Medicine dergisinde yayımlanan araştırma, bol lifli yiyeceklerden oluşan beslenme biçiminin akciğerlerdeki enflamasyonu azaltabileceğini gösteriyor.

Bol lifli ürünler midede emilmiş besinleri etkileyerek, bağışıklık sisteminin yapısını değiştirebiliyor.

Araştırmacılar, işlenmiş yemeklerden yemenin astımın nedenlerinden biri olabileceğini düşünüyor.

Solunum kanalları bu süreçte tahrişe daha hassaslaşıyor ve bu durum da astımı tetikleyebiliyor.

Sorunun çözümü midede yaşayan bir bakteride yatıyor.

İnsan vücudundaki hücrelerde trilyonlarca mikrop bulunuyor.

Giderek artan sayıda araştırma, bu bakterilerin insan sağlığına büyük faydası olduğuna işaret ediyor.

İsviçre’de Lozan Üniversitesi’nden bir ekibin yaptığı araştırmaya göre bol ve az lifli yiyecekler midedeki bakterilerin çeşidini etkileyebiliyor.

Bol lifli ürünler sayesinde midede bulunan bakteriler daha çok yağlı asit üretiyor. Bu asitler daha sonra kanda emiliyor.

Araştırmacılar bu asitlerin bağışıklık sistemine sinyal göndererek akciğerlerdeki tahrişe karşı daha güçlü bir savunma sağladığını söylüyorlar.

Az lifli yiyecekler ise böyle bir etkiye sahip değiller. Alıntı.(BBC Türkçe)

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Yaban mersini diyabet riskini yüzde 26 azaltıyor

Cumartesi, Ağustos 31, 2013 - Yorum Yok
ancak meyve sularının aynı etkiyi göstermediği belirtiliyor.
Yaban mersini diyabet riskini yüzde 26 azaltıyor
Yaban mersini yemenin diyabet riskini yüzde 26 azalttığı ancak meyve sularının aynı etkiyi göstermediği belirtiliyor.


ABD'deki 187 bin kişi üzerinde yapılan araştırma sonucunda uzmanlar tip 2 diyabetin gelişmesi riskinin meyve tüketimiyle azaltılabileceğini belirtiyor.

Diyabet hastalarında vücuttaki insülin hormonundan kaynaklanan problem nedeniyle kan şekeri düzeyi kontrol edilemiyor.

Tip 2 diyabet pankreas hücrelerinin yeterli insülini üretemediği durumlarda insülin direnci olarak ortaya çıkıyor. Ya da vücut üretilen insülini gerektiği şekilde kullanamaz.

Çalışmaya 187 bin denek katıldı. Deneklerin yüzde 6,5'inde tip 2 diyabetin geliştiği tespit edildi.

Çalışma kapsamında bir porsiyon şeftali, muz, kavun, elma, kuru üzüm, erik, yaban mersini ve çilek yedirilen hastalar dört saatte bir kontrol edildi.

Analiz sonucunda haftada üç porsiyon yaban mersini, üzüm, kuru üzüm, elma ve şeftali yemenin diğer meyvelere nazaran farklı bir etkisi olduğu ve tip 2 diyabet riskini düşürdüğü görüldü.

Araştırmacılar meyve suyu ile aynı testleri yaptıklarında ise tip 2 diyabet riskinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaştı. Meyve suyu içmenin meyve yemekle aynı etkiyi göstermediği tespit edildi.

Harvard Üniversitesi'nden Qi Sun, meyvelerin meyve suyu haline gelirken besin değerlerini kaybettiğini bu yüzden diyabet riskine aynı etkiyi göstermediğini ifade etti.

Qi Sun: "Tip 2 diyabet riskini azaltmak için meyve suyu içmek yerine mümkün olduğunca çeşitli meyveler yenmeli" dedi. (BBC Türkçe)

29 Ağustos 2013 Perşembe

Dejeneratif eklem rahatsızlığına Brokoli ile doğal tedavi

Perşembe, Ağustos 29, 2013 - Yorum Yok
brokoli kıkırdaklara zarar veren yıkıcı bir enzimi engelleyici görev üstlenebiliyor.
Dejeneratif eklem rahatsızlığına Brokoli ile doğal tedavi
Batı Anglia Üniversitesi'nden araştırmacı bir ekip başarılı laboratuvar çalışmalarının ardından brokolinin insanlar üzerindeki etkilerini denemeye başlayacak.
Hücre ve fareler üzerinde yapılan deneyler gösteriyor ki; brokoli kıkırdaklara zarar veren yıkıcı bir enzimi engelleyici görev üstlenebiliyor.

Araştırmalarda kullanılan bu özel brokoli türü standart brokoliden daha fazla faydalı besin taşıyor.

Vücudumuz brokolideki glukorafanin maddesini alarak eklemleri koruyan sulforaphane denen bir maddeye dönüştürüyor.
Günde 100 gram

Kötü eklem rahatsızlıkları nedeniyle bıçak altına yatacak gönüllü denekler ameliyat öncesi iki hafta boyunca diyet yapacak.

Dr Rose Davidson ve takımı brokolinin rahatsızlıklar üzerindeki olası etkilerini bu şekilde anlamaya çalışacak.

Davidson: "Hastalara iki hafta boyunca günde 100 gram brokoli yemelerini önereceğiz. Bu çoğu insanın her gün yemekten mutlu olabileceği yeterli büyüklükte bir öneri" diyor.

İki haftalık brokoli diyetinin büyük değişimlere yol açmasından çok da umutlu olmayan Dr Davidson, yine de eklem rahatsızlıklarını durdurmanın bir yolunu bu şekilde bulabileceklerini düşünüyor.

Araştırmalarda kullanılan ve Beneforte olarak bilinen bu özel brokoli türü İngiltere Gıda Araştırmaları Merkezi'nde yetiştirildi.

Birleşik Krallık'ta 8.5 milyon kişi dejeneratif eklem rahatsızlığına sahip. (BBC Türkçe)

19 Nisan 2013 Cuma

İshalin çaresi olarak Türk işi pirinç lapası Alman uzmanlardan onay aldı

Cuma, Nisan 19, 2013 - Yorum Yok
Her evde bulunan malzemelerle hazırlanabilecek, ucuz hem de etkili bir ishal ilacı... Bir çay fincanı pirinç, iki çay fincanı su ve yarım tatlı kaşığı tuzun haşlanmasıyla hazırlanan pirinç lapası ishale karşı annelerin en etkili mücadele yöntemlerinden biri. Türkiye'de hemen herkesin bildiği bu yöntem, Alman uzmanların da onayını aldı. 
 Berlin Charite Hastanesi Doğal Tedavi Merkezi uzmanlarından Dr. Miriam Ortiz pirinç lapasının ishale karşı başarısı onaylanmış bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı. Ortiz, eczane dergisi "Bebek ve Aile"de yayımlanan makalede "Pirinç haşlandığında ortaya çıkan yapışkan sıvı vücutta suyun tutulmasına yardımcı oluyor. Tuz ise ishal nedeniyle kaybedilen elektroliti vücuda geri kazandırıyor" açıklamasını yaptı. İshalle gelen en büyük tehdit, kontrol altına alınmadığında özellikle bebeklerde hayati tehlikeye neden olabilen su ve elektrolit kaybı. Eczanelerde satılan elektrolit çözeltilerini evdeki malzemelerle de kolayca hazırlamak mümkün. Uzmanlar bunun için bir litre kaynatılmış suya çay kaşığının dörtte biri oranında tuz ve yine dörtte bir oranında kabartma tozu, ardından da iki yemek kaşığı şeker ya da bal ve yarım bardak portakal suyu eklenmesini tavsiye ediyor. Elektrolit hazırlamaya zamanınız yoksa, iki adet orta boy muzu ezerek yemek de ishale karşı oldukça etkili. Deutsche Welle Türkçe

2 Ekim 2012 Salı

şiddetli gut ağrılarını antioksidan içeren kiraz meyvesi hafifletiyor

Salı, Ekim 02, 2012 - Yorum Yok

"Arthritis & Rheumatism" adlı dergide yayımlanan çalışmaya göre, enfeksiyon giderici özelliğe sahip antosiyanin ve antioksidan içeren kiraz, şiddetli gut ağrılarını azaltıyor.

Boston Üniversitesi'nden bir ekibin çoğu erkek 663 hastayı 12 ay gözlemlediği araştırmada, katılımcılardan yaşadıkları gut ataklarını, kullandıkları ilaçları ve ataktan iki gün öncesine kadar beslenme düzenlerini bildirmeleri istendi. Katılımcılara aynı zamanda ataktan önce kiraz yiyip yemedikleri de soruldu.

Araştırma süresi boyunca katılımcıların 1247 gut atağı geçirdiği, yüzde 42'sinin kiraz tükettiği belirlendi.

Ataktan iki gün önce en az 3 porsiyon kiraz tüketen katılımcıların gut atağı geçirme riskinin yüzde 37 oranında azaldığı belirlendi. Hem kiraz tüketip hem de ağrı kesici alan katılımcılarda ise riskin yüzde 75 oranında azaldığı görüldü.

Araştırmaya öncülük eden Prof. Yuging Zhang, kirazın bu etkisinin 20. yüzyılın başından beri bilindiğini, ancak etkinin ilk kez bilimsel bir çalışmayla ortaya konduğunu belirtti.

Daha çok yetişkin erkeklerde görülen gut hastalığı, metabolizma tarafından üretilen ürik asidin vücuttan atılmayıp kristalleşerek vücudun farklı yerlerinde birikmesi sonucu ortaya çıkıyor. Özellikle ayak başparmağı ile eklemlerde şiddetli ağrı ve şişlik ile kendini gösteren gut, nadir durumlarda omuz ve dirsekte de ortaya çıkabiliyor. cumhuriyet

15 Mart 2012 Perşembe

yıl içinde sadece üç ay üretilebilen akçaağaç'tan elde edilen maple şurubu her derde deva

Perşembe, Mart 15, 2012 - Yorum Yok
Akçaağaç ya da İsfendan Çınarı'nın gövdesinden, yılın sadece Şubat-Mart ve Nisan aylarında alınabilen ağaç özsuyunun işlenmesi ile elde edilen Maple Şurubu, uzmanların tespitlerine göre bağışıklık sisteminden kalbe, prostattan yaşlanmayı durdurmaya kadar bir dizi rahatsızlığa iyi geliyor.
Doğal tatlandırıcı olarak kullanılabilen şurup, içeriğindeki magnezyum, demir, fosfor, potasyum, manganez, çinko, kalsiyum ve riboflavin ile tam bir şifa kaynağı. Antioksidan özelliği ile kanı temizleyen Maple Şurup'un, erkek sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğu biliniyor.

Sadece 3 ay üretilebiliyor

Kanada'nın Guelph kenti yakınlarındaki Shady Grove Maple Çiftliği, diğer Maple Şurup çiftlikleri gibi bugünlerde oldukça hareketli.

Ağaçlardan sadece yılın 3 ayı alınabilen özsuda yıllık üretimde en iyi rekolteyi yakalayabilmek için aralıksız çalışan çiftlik personeli, bir yandan da çocukları yarıyıl tatilinde olan aileleri ağırlıyor.

Bir Kanada geleneği haline gelen Maple Şurup'la krepli kahvaltı için çiftliğe gelen ailelere, çiftlikte Maple Şurup'la üretilmiş şekerlemeler ve kurabiyeler de satılıyor. Çiftlikteki at arabası ile orman turuna götürülen çocuklar ve ailelere, burada eski usulle üretilen Maple Şurup gösteriliyor, akide şekeri veriliyor.

"Yüzde 95'i su"

Maple Şurup'un hangi aşamalardan geçtiğini anlatan Shady Grove Çiftliği Sahibi Dan Kaufman, ağacın gövdesine takılan çeşmeden kovaya akan usarenin yüzde 95'inin su olduğunu söyledi.

Kovalarda biriken özsuyun, pompalama sistemi ile ana tanklara, oradan da Sugar House (Şeker Evi) denilen son işleme merkezine taşındığını anlatan Dan Kaufman, şurubun, basit anlatımla kazanlarda kaynatılarak elde edildiğini söyledi.

"Burada gördükleriniz, sadece nostaljiyi yaşatmak için" diyen Dan Kaufman, "Maple Şurup'un geçmişte nasıl elde edildiğini çocuklara göstermek ve geleneği yaşatmak için ateşte kazanları ve kovaları kullanmaya devam ediyoruz. Artık birçok çiftlik, ağaç gövdesinde kova bile kullanmıyor. Zaten bizim üretimimiz de son teknolojiye sahip sistemlerle Sugar House'da yapılıyor" dedi.

Kuzey Amerika yerlilerinin buluşu olan Maple Şurup, ilk kez 19. yüzyıl başlarında başkalarınca da tadılmaya başlandı. Günümüzde dünya Maple Şurup üretiminin yüzde 80'ni Kanada'da yapılıyor. Kanada'yı yüzde 5.5'lik üretim ile ABD, onu Japonya ile Güney Kore izliyor.

4 Mart 2012 Pazar

damar sertliği damar tıkanıklığı ve tansiyon için limon ve sarmısak mucizesi

Pazar, Mart 04, 2012 - Yorum Yok

Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü yüzlerce yıldır kullanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor.
Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.

Türkiye'deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ

- 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu

- 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu'da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)

- Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir)

HAZIRLANIŞI

2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.

25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)

YÜZDE 100 KANITLANMIŞ FAYDALARI

1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu
önlüyor.

2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.

3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.

4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin
yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.

6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.

7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.

17 Şubat 2012 Cuma

72 yaşındaki kan kanseri hastası karahindiba kökü ekstresi ile hastalığı tamamen yendi

Cuma, Şubat 17, 2012 - Yorum Yok
Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilim insanları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor.
Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.

John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, "Laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John'un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti" dedi.

Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti.

Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığı'na ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağınısöyledi.

Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.
cumhuriyet portal 

19 Ocak 2012 Perşembe

deli iğde ülsere gün kurusu katarakta karanfil bitkisi 100'den fazla hastalığa iyi geliyor

Perşembe, Ocak 19, 2012 - Yorum Yok
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Süleyman, mide asidini baskılamadan, artırmadan ya da azaltmadan, midenin doğal fonksiyonlarını etkilemeden, değiştirmeden mide ülserini tedavi eden ilaçlar üzerine önemli çalışmalarının bulunduğunu belirterek, 1997 yılından beri yabani deli iğde meyvesinin ülsere ve diğer bazı rahatsızlıklara olan iyileştirici etkileri üzerine çalışmalar yaptığını söyledi.
Bu konuda yazdığı ilk makalenin uluslararası bilimsel dergi Phytotherapy Research'de, 2001 yılında yayımlandığını ifade eden Süleyman, ardından farklı uluslararası dergilerde de yabani deli iğde meyvesinin farklı organlara olan etkileriyle ilgili bazı makalelerinin yayımlandığını kaydetti.

Prof. Dr. Süleyman, yabani deli iğde meyvesinin karaciğer hasarını önlediğine dair bir çalışmasının da 2010 yılında Pharmaceutıcal Biology dergisinde yayımlandığını bildirdi.
Yabani deli iğde meyvelerinden ekstre elde ettiğini belirten Süleyman, şöyle devam etti:
''Yabani deli iğde meyvelerinden elde edilen ekstre mide asidini baskılamadan, artırmadan ya da azaltmadan sadece mide ülserlerini iyileştiriyor. Buna ilaç demem yanlış olur. Bu bir ekstre. Hayvanlar üzerinde denedik. Yüzde 100 ülseri iyileştirici etkisini gördük. Mide asidini baskılamadan, artırmadan ya da azaltmadan sadece mide ülserlerini iyileştiriyor.''

Gün kurusu kayısısı

İnönü Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selim Doğanay'ın danışmanlığında bilimsel çalışmasını yürüten göz hastalıkları uzmanı Cem Düz, yaptığı açıklamada, kataraktın önlenmesinde antioksidanların ve kullanılan gıdaların önemli rolü bulunduğunu, bu nedenle de çalışmalarında kayısının katarakt üzerinde etkisinin olup olmadığını incelediklerini belirtti.
Kayısıda birçok vitamin ve antioksidan düzeyine sahip bileşen bulunduğuna işaret eden Düz, yaptıkları çalışmayla kayısının ilk kez göz üzerindeki etkisinin araştırıldığını vurguladı.
Deney hayvanları sıçanlarla 20'şerli gruplar halinde çalıştıklarını ve bunları 3 gruba ayırdıklarını anlatan Düz, deney hayvanlarının ilk gruba normal yem verildiğini, diğer iki gruba doğumlarının onuncu gününden itibaren katarakt yapıcı bir ilaç uygulandığını belirtti.
İlaç verilen iki grup deney hayvanından bir grubun sürekli olarak içeriğinde organik gün kurusu kayısının bulunduğu yemle beslendiklerini kaydeden Düz, ''Çalışmanın ikinci ayında kayısı yemiyle beslenen grubun ilaç enjekte edilen ikinci gruba göre katarakt oluşumunun çok çok az olduğunu ve sıçan kanı ve lenslerindeki antioksidan düzeylerinin diğer gruplara nazaran daha yüksek olduğunu tespit ettik'' diye konuştu.

Araştırmanın danışmanı İnönü Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selim Doğanay da gözdeki lensin saydamlığını yitirmesiyle oluşan katarakt hastalığının dünyada göz konusunda en fazla yapılan cerrahi işlemlerin başında geldiğini dile getirdi.

Doğanay, çalışmanın kayısının göze olan etkisini gösteren dünyadaki ve Türkiye'deki ilk çalışma olduğunu, bilimsel çalışmanın sonuçlarının Türk Oftolomoloji Derneği'nin Ulusal Kongresi'nde sunduklarını ve çok olumlu tepkiler aldıklarını, Nisan ayında da Amerikan Katarakt Cemiyeti'nin toplantısında da tebliğ olarak sunacaklarını kaydetti.

Karanfil her derde deva

İbrahim Çeçen Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhami Gülçin tarafından yapılan bir araştırmada, karanfilin birçok hastalığa iyi geldiği tespit edildi ve bu araştırma dünyadaki birçok bilimsel dergide yer aldı.
Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi de Prof. Dr. Gülçin, yaptığı açıklamada, karanfil bitkisinin asıl vatanının Hindistan olduğunu belirterek, dünyadaki üretiminin yüzde 80'inin Tanzanya'da yapıldığını anımsattı.

Türkiye'de karanfilin yaygın olarak kullanıldığını vurgulayan Gülçin, 100'den fazla hastalığın sebebi olan serbest radikallerin antioksidanlar tarafından giderildiğini belirterek, karanfilin su ekstresini kullanarak, bu konuda bilimsel bir araştırma yaptıklarını vurguladı.
Çalışmada, önemli sonuçlar elde ettiklerinin altını çizen Gülçin, ''Gerçekten çok ilginç sonuçlar elde ettik. Çünkü kullandığımız karanfilin su ekstresinin, standart antioksidan bileşkeleriyle kıyasladığımızda önemli bulgular tespit ettik'' dedi.

Karanfilin su ekstresinden sonra, karanfil yağı üzerine de bir araştırma yaptıklarını ifade eden Gülçin, ''Günde 3-5 bardak karanfil çayını içmek, stres, sıkıntı, yorgunluk gibi psikolojik sıkıntılardan korur. Özellikle enfeksiyonlara karşı çok etkili. Karanfil birçok hastalığın temel sebebi olan alzheimer, parkinson, diyabet gibi hastalığın nedeni olan olan serbest radikalleri gideriyor. Kısacası, enfeksiyon ve kronik hastalıklarına karşı karanfil tomurcuklarının çok güzel bir şekilde kullanılabileceğini biz bilimsel olarak ispatladık'' şeklinde konuştu.

Karanfili çok fazla tüketmenin zararlı olabileceğine dikkati çeken Gülçin ''Karanfil üzerine yaptığım çalışmalarım, dünyada bu konudaki en saygın dergilerde yayımlandı. 2004 yılında ''Food Chemistry''de, 2010 yılında ''Arabian Journal Of Chemistry''de, 2011 yılında ise ''Journal of Medicinal Food'' dergisinde bilimsel araştırmalarım yayımlandı. Food Chemistry'deki makalem yüzün üzerinde atıf aldı. Dünyadaki birçok bilim adamının aldığı atıftan daha fazla atıf aldı makalem'' diye konuştu.

E-posta Bülten

Son dakika haberlerini almak için ve bizim web sitesi ile yeni neler var duymak için şimdi kaydolun!

© 2014 deva arayanlar. WP Theme-junkie converted by Bloggertheme9
Powered by Blogger.
back to top